Bilim Kültür
İstanbul

Bilim Kültür blogu Torpil.com’un 2007-2010 tarihleri arasında eklenmiş bilimkültür içerikleri arşivinden oluşmaktadır. Bu bölümde şimdilik güncel içerik eklemesi yapılmamaktadır.

Şu An Bizim Konumuz Gökkuşağı Değil!

Okurum yazmış:
Merhabalar,
Hemen hemen tüm kitaplarınızı okuyan 34 yaşında bir anneyim. Bir okulun velilerine yaptığınız konuşmaya da katılmıştım. Kitaplarınız hayatımızda çok yol gösterici oldu; özellikle özgüven ve doğru iletişim ile ilgili verdiğiniz mesajlar bizlerin kulağına küpe oldu.
Benim oğluma gösterdiğim özeni öğretmeni göstermediği zaman ben çaresiz kalıyorum. Geçen gün yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum: Geçen Pazartesi sabahı servisle işe giderken gökyüzünde muhteşem bir gökkuşağı gördüm ve hemen annemi arayıp oğluma göstermesini istedim. Oğlum 5,5 yaşında ana sınıfa gidiyor. Heyecanla anneannesine dedesine gökkuşağını tekrar tekrar göstermiş; anneme gökkuşağı ile ilgili sorular sormuş.
Oğlum okula gidince aynı heyecanla öğretmenine bu sabah gökkuşağı gördüğünü söylemiş. Öğretmenin cevabı aynen şu olmuş, “Şu an bizim konumuz gökkuşağı değil."
Oğlum bunu bize anlattı. Ve ilave etti: “Bi daha bi şey sölemiycem öğretmenime anne!”
Çok üzüldüm.
Öğretmenin bu davranışını kabul etmekte zorlanıyorum.
Biz evde ne kadar özgüven vermeye çalışsak da öğretmenin bu davranışı çocuğun iletişime kapanmasına neden oluyor.
Okula gitsem şikayet etsem bir türlü, etmesem içim içimi yiyecek.
Yani velhasıl çok zor bi durum!
Keşke herkes okusa kendini geliştirse.
Keşke!...
Saygılarımla
Değerli okurlarım bu öyküyü okuyunca öğretmenle ilgili az da olsa bir olumsuz duygu belirdi mi içinizde? Sanırım biraz sinirlenmişsinizdir.
Belki biliyorsunuz, ben çocuklarımı Kaliforniya’da büyüttüm; o nedenle oradaki bir anaokulunun bu durumda ne yapacağını az çok tahmin edebiliyorum.
Küçük oğlan gelip heyecanla bir şey anlatmaya başlayınca öğretmen her şeyi bir tarafa bırakır, onu can kulağıyla dinler, gökkuşağının farkına vardığı için onu kutlar, diğer çocukları etrafına toplar, bir de onlar için anlattırır ve belki de tüm öğrencilerin kağıtlara birer gökkuşağı çizmesini isterdi.
Fırsatı yakalamışken gökkuşağı ile ilgili her türlü soru sormalarını teşvik eder ve tahmin edebileceğiniz gibi doğanın bir yönünü onların tanımaları ve anlamalarını böylece sağlardı. Diğer öğrenciler, dikkat ettikleri ve görerek baktıkları zaman yeni şeyler keşfedebileceklerini ve keşfettikleri bu yeni şeyleri sınıfa getirip paylaştıkları zaman iyi bir şey yapmış olduklarını anlamış olurlardı. Çocuk onaylanmış olur, merak onaylanmış olur, paylaşım onaylanmış olur ve okul çok zevk alınarak yaşamın ve doğanın keşfedildiği bir ortam olurdu.
İşte bir bilim insanı böyle yetişir.
Öyküde söz konusu olan öğretmen kötü bir insan değil. Biliyor musunuz, bu anaokulu öğretmeni tüm iyi niyetiyle ‘öğretmenlik’ yapıyordu.
Ama kalıplayan korku kültürünün öğretmenliğini.
Korku kültüründe çocuğun canı önemli değildir. Çocuk doğayla ilgili bir şey keşfetmiş, o konuda sorular sormak istiyor, o konuda öğrenmeye tam açık hale gelmiş, kalıplayan öğretmen bunların farkına bile varmaz. Kötü niyetinden dolayı değil, algılaması ona göre programlanmıştır.
Bu öğretmen müfredat programının (otoritenin) kendisine verdiği hedefi gerçekleştirmeye programlanmıştır. Bu öğretmen korku kültürü içinde programlanmasının sonucu olarak iç değil, dış odaklıdır. Çocuk gökkuşağına merak saldığında müfredat programı çiçeği gündeme koymuşsa çiçekten söz eder; o sırada sınıfın penceresinden gökkuşağı görülebilecek durumda olsa bile.
Geliştiren saygı kültürünün öğretmeni can odaklıdır; çocuğun doğal merakı onun için çok önemlidir. O nedenle böyle bir fırsatı değerlendirmesini bilir. Çocuğun o an doğayla keşfettiği şeyi dersin konusu yapar, önemli bir paylaşım ve öğrenme ortamı yaratır.
Peki, bizim öğretmenimiz neden geliştiren değil de kalıplayan bir öğretmen?
Çünkü o öğretmen bizim toplumumuzun çocuğu olarak büyüdü.
Ne demek korku kültüründe büyümek?
Bu konuyu Mart ortalarında çıkacak olan Korku Kültürü adlı yeni kitabımda ayrıntılı olarak işliyorum.
Bana yazan anneye şu cevabı verdim:
Sevgili Okurum,
Gerçekten çok önemli bir şeyden bahsediyorsunuz. Önce sizi bir anne olarak kutlarım. Benim gönlümü fethettiniz.
Benim önerim şu:
1- Lütfen, o öğretmene kızmayın; ne yapsın varoluşunu yansıtıyor, bildiği, düşünebildiği, söyleyebildiği bu;
2- Biz bilinci içinde davranacak bir strateji geliştirelim:
a. Benim Keşkesiz bir Yaşam İçin İletişim kitabını alın, öğretmen için imzalayın;
b. O kitabın içine bir mektup yazın; o mektuba, ‘Doğan Cüceloğlu size bu mektubu yazmamı istediği için yazıyorum’ cümlesi ile başlayın ki, mektubun içeriğine dikkatini gerçekten versin;
c. Bana yazdığınız olayı, aynen anlatın;
d. Benim size yazdığım cevabı da onunla paylaşın.
e. Son olarak, “Ben anne olarak, Doğan Cüceloğlu bir eğitimci olarak, sizin gelişmenize yardımcı olmak istiyoruz. Sizin gelişmenize nasıl yardımcı olabiliriz? Doğan Cüceloğlu sizin www.dogancuceloglu.net adresindeki her hafta çıkan makalelerinizi okumanızı istiyor. Hatta oradan kendisine yazabilirsiniz.”
3- Öğretmenin tepkisini takip edin; olumlu ve teşekkür tutumu içinde bir takip yakalarsak, bu öğretmene ara sıra geliştiren kitaplardan hediye etmeye, onun izni ile, devam edin.
4- Öğretmen olumsuz bir tavır takınırsa bana yeniden yazın; okulla konuşarak okul yönetimini bilgilendirmek yararlı olur. Ama önce öğretmenimize bir gelişim fırsatı yaratalım.
Çocuk yetiştirmek ince bir nakış işçisi olmaya benziyor. Bana yazan anne bunu yapıyor; gökkuşağı görünce eve telefon edecek ve çocuğuyla bu doğa harikasını paylaşacak.
Umudum, bana yazan türden annelerin çoğalması, çoğalması, çoğalması ve tüm ülkeyi kaplaması.
İşte aydınlık Türkiye’nin temeli bu olacak.


kaynak : Prof.Doğan CÜCELOĞLU

Bunalan Öğretmenler – 4

“Disiplin” rumuzu ile belirttiğim öğretmenin şikâyetini üç başlık altında toplamıştım: 1- söz dinlemeyen haşarı öğrenciler; 2- dersle, öğrenmeyle, gelişmeyle ilgilenmeyen amaçsız öğrenciler ve 3- öğrencisiyle ne zaman nasıl ilişki kuracağını şaşırmış öğretmenler.
Geçen yazımda bu durumun yalnız bizim öğrencilerimize ait olmadığını, aynı şeyleri Kaliforniya’da devlet okullarında da gözlediğimi ama orada öğrenciler için farklı bir eğitim ortamı oluşturulduğunu söylemiş ve “Türkiye’de ergenlere öğretmenlik yapan birinin farkında olması gereken neler var?” sorusuyla konuyu bu haftaya aktarmıştım.
Evet, Türkiye’de öğretmenlik yapanların bilmesi gereken neler var? Şu ana kadar yaptığım çalışmaların sonucu aşağıdakileri önemli görüyorum:
Öğrencilerin çoğu yüz baskın korku kültürünün hâkim olduğu bir aile ortamından geliyorlar. O nedenle kendine ceza verebilecek gücü olan insanlara “saygılı” davranır, güçsüz gördüğü insanları hiç umursamazlar. (Ne demek yüz baskın korku kültürü? İletişim Donanımları adlı kitabımda “Yüz” ve “Can” kavramlarını işledim. Yüz baskın korku kültürü ve can baskın sevgi kültürü kavramlarını şu anda üzerinde çalışmakta olduğum Neden Mış Gibi Yaşamlar kitabında ayrıntılı olarak irdeleyeceğim.) Öğretmenin karşısına gelen öğrencilerin çoğu, çocuklarını geliştirmek isteyen ailelerde değil, önceden belirlenmiş kalıplara sokmak isteyen ailelerde büyümüşler, o nedenle “kalıplanmış” biri olarak okula gelmişlerdir. (“Geliştirmek” ve “kalıplamak” nedir ve aralarındaki temel farklar nedir, sorularını da yukarıda sözünü ettiğim kitapta ele alacağım.) Okullarımızdaki öğretmen ve yöneticilerin pek çoğu “geliştirmek” ve “kalıplamak” arasındaki fark üzerinde hiç düşünmemişlerdir ve kendileri aynı öğrencileri gibi kalıplayan aile ortamlarının ürünüdürler. Bu tür yönetici ve öğretmenlerin öğrencilerle kurduğu ilişkide en temel motivasyon yine korkudur. Korkuya dayanmayan bir ilişkiyi hayal etmekte, anlamakta bu tür yönetici ve öğretmenler kavramakta güçlük çekerler. Bir öğrencinin bir birey olarak anlamaktan, keşfetmekten zevk aldığı konuları, sınav ve not kaygısı olmadan, sırf merak edip öğrenmek istediği için çalışacağını, emek vereceğini düşünemezler. Gerçektende yüz baskın korku kültüründe yetişen öğrenciler sınavda sorulmayacak konuları çalışmayı, öğrenmeyi “kerizlik” olarak görürler. Çocuklar bir birey olarak geliştirilme yerine, bir kalıbın içine sokulmaya çalıştırıldıkları için şu durumlardan biri içinde bir gelişim tablosu gösteriyorlar: a) Kişiliğini kaybetmiş, korkudan başka hayatta hiçbir motivasyonun olmadığı “ezik” “pısırık” tipler. Bu tipleri öğretmenlerin çoğu çok sever; onlar için, “söz dinleyen,” “uysal,” “efendi,” “hanımefendi” derler. b) Kişiliğini isyan etmekte, karşı gelmekte, kendinden zayıfları ezmekte bulanlar ise “bencil,” “haylaz,” “narsis” “haşarı” ve “sadist” olarak adlandırılır. Ya sağlıklı öğrenciler? Kimse onlardan söz etmez. “Ezik” ve “haylazlar” için korkudan başka motivasyon yoktur. İster “ezik” ister “haşarı” olsun, her iki tip öğrencinin ortak özelliği şudur: bir birey olarak kendine değer verilmediği için kendini değersiz hisseder, içindeki öfke yüksek, özsaygısı düşüktür. Ülkemdeki eğitim insanı amaç edinmez, insan araçtır. Eğitim insanı geliştirmenin değil, meslek kazanmanın, para kazanmanın, ideolojik ve teolojik doktrinler aşılamanın bir aracıdır. İçi öfkeli genç ergen bir düzeyde bunun farkındadır ve kendine hiç değer vermeyen bir ailede, okulda, toplumda ve evrende yaşadığını düşünür ve bu öfkesini bir insan olarak kendine önem vermeyen okula, öğretmene, topluma kusmaya hazırdır. Bu ruh hali içinde yalnızdır, kendine ve topluma yabancılaşmıştır. Ve çok mutsuzdur. Kendini bu dünyaya getiren düzen onu aldatmıştır; kendi olarak yaşaması gereken bir yaşam olanağı elinden alınmıştır. Evreni anlama çabası engellenmiştir, anlama çabası yerine ne verilmiştir? Otoritelere “saygı” duyulması söylenirken aslında gerçek söylemin, “korkulması gereken otoritelerin düşünceleri zorla ezberleme ve papağan gibi tekrar etme” olduğunu keşfetmiştir. O bir insan olarak kendi yaşamında hesaba alınmamıştır.Bu durumda ben neler yapardım:
1. Öğrencilerimi yargılamaz, onların öfkesini, yalnızlığını, arayışını anlayışla karşılardım. En içimde, içimin derinliklerinde, davranışları ne olursa olsun, öğrencilerimin sevilecek varlıklar olduğuna kendimi ikna ederdim.
2. Onlara konuşmaktan çok onları dinlerdim.
3. Onlara konuşmaz, onlarla konuşurdum. (Ben buna “öğrencilerle sohbet içinde olmak diyorum.)
4. Sürekli kendimi geliştirmeye özen gösterirdim: Bunun için her gün yatmadan önce kendim için 20 dakika ayırırdım. Bu 20 dakikanın 5 dakikasında şu iki soruya yanıt bulmaya çalışırdım:
* Bugün beni en çok etkileyen ne oldu?* Bendeki hangi özelik bu olayın beni bu şekilde etkilemesine yol açtı?
Diğer 15 dakikada Türk ve dünya klasiklerinden okurdum. Ve okumaya her gün zamanım oldukça devam ederdim.
5. Boş zamanlarımda öğrencilerimi gözler, isterlerse benim konuşabilecekleri izlenimini verir, ama kendimi onlara empoze etmezdim.
6. Ne ana babaları, ne yöneticileri, ne diğer öğretmenleri ne de toplumu yargılamaz, suçlamaz, onların davranışlarının temelinde yatan düşünce ve inançları anlamaya çalışırdım. (Bu tutuma savaşçı tutumu diyorum; Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı adlı kitabımda anlattım.)
7. Savaşçı tutumu içinde olan diğer öğretmen, yönetici ve öğrencilerle birlikte konuşma ve gelişme olanakları yaratmaya çalışır, böyle bir grubun yaşamımda yer almasına özen gösterirdim. (İnternet mekan kısıtlamalarını aşarak böyle bir grubun elektronik ortamda oluşmasına olanak vermektedir. Aslında www.dogancuceloglu.net sitesinin oluşmasının altındaki temel motivasyon budur.)
Bu yazımı bana yeni gelen bir öğretmen mektubunu paylaşarak noktalamak istiyorum. Aralarda parantez içindeki italik yazılar bana aittir.
Öğrencilerimi üzmemek için elimden her şeyi ve aklıma gelen yöntemlerin hepsini denedim ama bir türlü yine de anlaşamıyoruz. Sizin son kitaplarınız hariç hepsini okudum. İnanın hocam köyde kitaplarda yazdığı gibi hiç olmuyor. Ne yapacağımı şaşırıp kaldım. Kafam allak bullak ne yapacağımı bilemiyorum. Etkili öğretmenlik eğitimi adlı kitaptaki gibi etkin konuşmayı da yaptım. Çocuklar hiç tınlamıyorlar. (Öğretmen geliştirmek için iletişim kurmaya çalışıyor; kalıplanmış öğrenciler bunu anlamıyor ve ortamda korku olmadığı için öğretmeni tınlamıyorlar. Milli eğitim yönetimi de bu öğretmeni anlayamaz, çünkü çocukları kalıplamaya alışmış, onları insan yerine koymanın işlemeyeceğini onlar biliyorlar. ) Üniversiteyi okurken hiç emekli olmayıp elimde bastonla derse gideceğim diye düşünürdüm. Mesleğimin beşinci yılındayım; öğretmenlik mesleğinden nefret edecek konuma geldim. İlk atandığımda ne hayallerle gelmiştim. Ama şimdi hayal meyal kalmadı. Milli eğitimin çarklarındaki klasik öğretmenlere dönüştüm. Ben böyle bir öğretmen olmak istemiyorum. Çaresizim. (Bu öğretmenimin kendi gibi düşünen savaşçı tutumunda diğer öğretmenlerle konuşmaya, buluşmaya, yazışmaya gereksinimi var. Lütfen bu öğretmen için benim sitede üst sağ köşede “Yorum Gönder” kısmına yazın ve öğretmenler birbirinize birer selam gönderin ve düşüncelerinizi paylaşın.)
Türk öğretmenleri benim yaşamımın oluşmasında en önemli katkıyı sağladılar ve sessiz sedasız şu anda bunu yapan binlerce öğretmen olduğunu biliyor ve hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum. Laf değil, gerçekten eğiliyorum. Onlar benim gerçek kahramanlarım. Bu ülkenin geleceğine en güçlü damgayı vuracak gizil güç onlar. Bu anlamda onları gönlüme en yakın gönüldaşlarım olarak görüyorum ve bu vesileyle sevgi ve saygımı yolluyorum.

kaynak : Prof.Doğan CÜCELOĞLU

Bunalan Öğretmenler - 3

Bu yazımda öğretmenlerin yazdığı mektupları irdelemeye devam ediyorum. İlk yazımda, çok çabuk ve sürekli ağlayan öğrencilerin ağlamasından bunalan bir stajyer öğretmenin – ben ona “sıkılan öğretmen” adını vermiştim - mektubunu ele almıştım. Geçen haftaki ikinci yazımda, “önemseyen” adını verdiğim ve öğrencilerin oyun arkadaşları bulamamasından yakınan öğretmenin mektubunda dile getirdiği konuyu ele almıştım. Bu yazımda “disiplin” adını verdiğim öğretmenin mektubunu ele almak istiyorum. İlk yazımda yayınladığım mektubu şimdi kısaca özetlemek istiyorum:
“Disiplin” sorunu olan öğretmenin bunalımının temelinde bazı temel konular yatıyor. Bunlardan ilki öğrencileri ile baş edememek. Öğrenciler öğretmeni eğlence unsuru olarak görüyorlar, kızdırmaya çalışıyorlar ve kızdırınca kaleyi fethetmişçesine övünüyorlar. Öğretmen arkadaş gibi yaklaşınca olmuyor, ceza veremediği için despotluk da işe yaramıyor.
“Disiplin” sorunu olan öğretmenin dile getirdiği çok önemli bir sorun daha var: bu öğrencilerde sınıfta kalma korkusu yok, gelecek kaygısı yok, amaç yok, hedef yok. Kendilerine ve geleceklerine değer vermedikleri için derslerle ne için ilgilensinler ki. Öğretmen onların yaşamına anlam katacak bir şey söylemek ya da yapmakta zorlanıyor. “Bunlara nasıl eğitim vereceğiz biz? Onlar için her şey anlamsız!” diyor.
Aynı öğretmen, yazdığı bir başka mektupta, öğrencilere ne zaman ne diyeceğini ve ne yapacağını bilemediğini dile getirmiş ve kendi aralarında tartışan bir grup öğrencinin yanına gidince, “siz karışmayın” diyen öğrencilerin olumsuz tepkileriyle karşılaştıklarını ifade etmiş; “Böyle bir durumda ne yapabilirdim?” diye soruyor.Bana öyle geliyor ki bu tür sorunlar Türkiye’de birçok öğretmenin karşılaştığı temel sorunlardır: 1- söz dinlemeyen haşarı öğrenciler; 2- dersle, öğrenmeyle, gelişmeyle ilgilenmeyen amaçsız öğrenciler ve 3- öğrencisiyle ne zaman nasıl ilişki kuracağını şaşırmış öğretmenler.
Ben yurt dışında uzun yıllar kalmış biriyim; Kaliforniya’da yirmi yılı aşkın kaldım ve orada üç çocuk yetiştirdim. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, dünyanın dört yanından gelmiş insanlardan oluşan o yörenin toplumunda devlet okullarında bu sorunların hemen hemen aynısı var. O nedenle varlıklı aileler çocuklarını devlet okullarına değil, eğitim kalitesiyle bilinen özel okullara gönderirler. Ben çocuklarımı özel okullara gönderecek parasal güce sahip değildim, o nedenle devlet okullarına gönderebildim. Ne var ki, bütün sorunlara rağmen çocuklarım o devlet okullarında iyi bir eğitim alabildiler ve bilinen iyi üniversitelerde okuyarak meslek hayatlarına atıldılar.
Şimdi baktığım zaman şunu görüyorum; Kaliforniya’da devlet okullarına giden orta ve lise öğrencilerin sınıfa getirdiği sorunlar, bizim öğrencilerimizin sınıfa getirdiği sorunlardan daha az değil. İki toplumun o yaştaki öğrencilerinin sorunları ve o sorunların okul ve sınıf ortamına yansıması çok benzer. İki ülke arasında farklı olan okulun konumu, yapısı, yönetimi ve öğretmenleri. Öğrenciler benziyor, ama diğerleri benzemiyor.
Okulun çok geniş arazilerde, spor alanlarının olduğu, bol yeşillik, ağaçlık ortamlara konmuş. Mimarisi hapishane ya da kışla görünümünden uzak, gösterişsiz, basit, ağaç ve otlarla çevrilmiş, inanı rahat ettiren bir mimari. Nereye baksanız çocukların koşup, hoplayıp, itişip kakışıp, bağırıp çağırıp kendini ifade edebileceği bir boş alan var. Hemen hemen hiç beton zemin yok.
Yönetim öğrencinin kendisiyle ve ailesiyle iletişim içine girmeye ve iletişim içinde kalmaya çok ama çok özen gösteriyor. Bunun için sürekli tiyatro, müzik, folklor, gezi, sergi, özel kültürel faaliyetler var ve öğrenciler bu alanlarındaki faaliyetlerini mükemmeli aramadan ellerinden ne gelirse yapıp sergiliyorlar. Böylece bol bol alkışlanma, tanınma, konuşulma olanakları buluyorlar. Her bir faaliyet içinde öğretmenler bilinçli şekilde öğrencilerin velilerini takip ediyorlar ve kişisel ilişki geliştiriyorlar. Öğretmenlerin terfisinde velilerle kurduğu ilişkilerdeki başarı da hesaba alınıyor.
Öğretmenler yetiştirilirken oldukça karmaşık bir kültür zemininden gelen “ergen” yaştaki insanlara öğretmenlik yapacakları bilinciyle yetiştiriliyorlar ve sürekli öğretmenleri yeni bilgi ve becerilerle beslemeye özen gösteriyorlar. Üniversitelerin eğitim fakülteleri öğretmenlerle yakın ilişki içinde ve sınıfları birer eğitim araştırma laboratuarı gibi kullanıyorlar.
Türkiye’de ergenlere öğretmenlik yapan birinin farkında olması gereken neler var?
Konuyu irdelemeye önümüzdeki hafta devam edeceğim.
Gönlünüzce bir hafta diliyorum. Geçenlerde bir müzisyen arkadaşım, bana yazdığı mektupta, “gürül gürül yaşıyoruz” diye her şeyin yolunda gittiğini ifade etmiş. Çok hoşuma gitti. Ben de şimdi sizin için o ifadeyi kullanmak istiyorum.
Gönlünüzce, gürül gürül yaşayın.Sevgiler,

kaynak : Prof.Doğan CÜCELOĞLU

Bunalan Öğretmenler -2

’İnsan İlişkilerinin Gücü’ Sorusu İnsan ilişkilerinin gücü ve bu gücün yönetiminde çocuklara yetkinlik kazandırmak konusunda sorduğumuz soruya sizlerden gelen yanıtları paylaşıyoruz.
Soru: Yaşam başarısının temel yetkinliklerinden birisinin, “insan ilişkilerinin değerini bilmek ve gücünü yönetebilmek” olduğu söylenmektedir. Bu söze katılıyor musunuz? Niçin? Bir anne veya baba olsaydınız, çocuğunuz yukarıdaki temel yetkinliği kazandırmak için ne yapardınız?
Cevap: bu söze katılıyorum. İnsan tek başına yasayamıyor. İnsan insanayız. Yan yanayız. Dokunuyoruz, konuşuyoruz, bakışıyoruz. Basta kendimizi anlamaya, sonra etrafımızdakileri anlamaya çalışıyoruz her şeyleriyle. Ben anne olsaydım çocuğuma önce kendini tanımasına fırsat verir, kendini değerli hissettirir, hissettiği gibi ve gerçeklere bağlı olarak yasamasını sağlamaya çalışırdım. Anadili çok iyi öğretmeye çalışırdım. Dil hayatımızın en büyük aracı insan insana ilişkilerde.
Cevap: Katılıyorum tabi ki, insan tek başına ne kadar ne yapabilir iletişimsiz kimse olmaksızın, iletişim problemleri olan bir insan bence hayattan keyif almakta zorlanır diye düşünüyorum. Anne baba olmamıza çok var bence bu söylenen sözün anlamını bilmek ne yapmamız gerektiğini de açıklar daha doğrusu anlatmak güç biraz.
Cevap: Bu söze katılıyorum çünkü insan ilişkilerinde sevgi ve saygı temelinde en verimli ilişkileri kurabilmek için değer vermek ve ilişkinin bize verdiği gücü yönetebilmek kabiliyetinin bilincinde olmak gerekir. Bir baba olarak bu temel yetkinliği çocuklarıma kazandırabilmek için ilişkilerime sevgi ve saygıyla yaklaşıp,yaşamım boyunca önemli işlere öncelik vererek örnek oluşturdum.
Cevap: evet. Çünkü ben hem anne hem de bir öğretmen olarak insan ilişkilerini sürekli olumlu yönde geliştirmek için çaba harcıyorum. Olaylara objektif ve adil yaklaşmalarını öğretmeye çalışıyorum.
Cevap: ben eğer bir anne olsaydım canımdan değerli çocuğum için en güzeli ve en iyiyi tercih ederdim ve ona insana dair tüm güzellikleri kazandırmaya çalışırdım bunun için öncelikle kendini sevmesini öğretirdim, sabah uyandığında aynaya bakıp kendine günaydın diyerek gülümseyebilmesinin onun için ne kadar harika bir olay olduğunu öğretirdim. Çünkü insanın, insan ilişkilerinin değerini bilmesi için insanları sevmesi gerekir ve bu da önce insanın kendisini sevmesiyle başlar.
Cevap: Evet katılıyorum. Çünkü insan ilişkisi hayatımızda çok önemlidir. İnsan ilişkisinin değerini bilmeyen bir kişi hiç bir konuda başarılı olamaz. Bu iş hayatı ve evlilikte de geçerlidir. Konunun ne kadar uzmanı olursanız olun, insan ilişkisine vermediğiniz önem sizi zamanla başarısız kılacaktır. Evlilikte de eşiniz ve çocuklarınızla iletişim kuramıyorsanız bilin ki sonuçta yalnız kalacaksınızdır. Sevgiyi ve saygıyı da yitireceksinizdir. Her ne olursa olsun karşımızdaki kişiye değer vermeliyiz. Sonuçta kazanan biz oluruz.
Cevap: İnsan ilişkilerinin değerini yaşım ilerledikçe ve sizin deyiminizle gönül zekam geliştikçe daha çok anlıyorum ama ne yazık ki henüz istediğim olgunluğa erişebilmiş değilim. Bununla beraber bu konuda gerek kitaplar gerekse yaşanmışlıklardan faydalanarak daha iyiye ve güzele gitmeye çabalıyorum. Çocuğuma bunu kazandırabilmenin en önemli yolunun bu konuda ona iyi bir örnek oluşturacak içten, yalansız ve cesur davranışlarda bulunmak olduğuna inanıyorum. Kızımla kurmuş olduğum çok nitelikli bir ilişkim var ve bunun özünü (bazı konularda tartışsak bile) sevgi ve yalan söylememek oluşturuyor. Böylece birbirimize çok güveniyor ve korkmadan sağlıklı bir iletişim kurabiliyoruz bu da çoğunlukla diğer insani ilişkilerimize yansıyor.
Cevap: Evet katılıyorum. Çünkü her insan ayrı bir dünyadır. Ne kadar çok doğru insanlarla doğru ilişkiler kurarsak dünyamızda bir o kadar gelişir ve değişir. Çocuğuma bu yetkinliği kazandırmak için bire bir ilişkilerde yaşadığı pozitif ve negatif olaylardan yola çıkar pozitifleri daha da vurgular ve güçlendiririm. Negatif yönde yaşadığı olaylar karşısında küçük ip uçları vererek doğruyu kendisinin bulmasını sağlarım. İnsanı kaybetmenin değil kazanmanın önemini vurgularım. Affedici olmanın önemini anlatırım. Hayatın uzun bir yol olduğunu ve bu yolda birçok şeyle karşılaşabileceğimizi ve bunların normal olduğunu anlatırım. İnsanların değişik görüşte ve fikirde olabileceğini herkesin bizim gibi düşünmek durumunda olmayacağını anlatırım. Anlattıklarımı da her fırsatta uygulamaya dönüştürürüm. Ta ki bu yetkinliği kazanıp tek başına kendisi bu konuda karar verebilecek düzeye ulaşana kadar.
Cevap: Bu söze katılıyorum. İnsan, ilişkide bulunduğu surece insandır. İlişkilerden doğan etkileşimler hayatımıza yon veren en önemli etmenlerden biridir. Kendi gücünü yönetebilmeyi öğrenmek bu ilişkileri sentezlemekten geçer. Gücünün olduğunun farkına varman için ilişki içinde olman gerekir. Gücünü kullanmaktan korkan kişi, ilişki içine girmekten çekinir. Baba olarak, çocuğuma kendi yaşamımdan örnekler verip, kendisinin ilişkilerinden sürekli bir şeyler kazanmasının önemini vurgulardım. Onun her zaman içinde bulunduğu gruba saygılı olması gerektiğini inandığını savunmasını tavsiye ederdim. Gücünü yönetebilmesi için önce gücünün farkında olması gerektiğini, bunu da arkadaş, öğretmen, iş, aile gibi her turlu etkileşimlerden sağlayabileceğini anlatıp ona elimden geldiğimce yardımcı olurdum.
Cevap: evet hocam katılıyorum yukarıda ki söze. Ama eksik buluyorum. Bence yasam başarısının temeli yaşanması gereken duyguların bebeklikten itibaren zamanında yaşanmasıdır. ben anne olsaydım; Çocuğuma yukarıdaki yetkinliği kazandırmak için en başında sevgi ve sevgimi göstermek ve sevgimin en büyük göstergesi olan fedakarlığı da eklerdim. Şimdi bu üç önemli şıkkı ekleyerek önce özgüven denen şeyi yavruma kazandırırdım ki bunu benden böyle gören yavrum başkalarına da bunu verecektir. sevgi bence en büyük iletişimdir. çocuğuma severek sevmeyi öğrettikten sonra, ona davranış konusunda kendimi geliştirmeyi ve bunu başkalarına da göstermesi için onu tesvık etmeyi isterdim. yavruma paylaşmayı öğretirdim. Duygularını zamanını düşüncelerini sevgisini. Dozunu ayarlayarak tabi. Çocuğumun şahsına degıl başarılarına övgü yağdırırdım ki kendini degıl yaptıklarını büyük görsün. ona saygı göstermekle başkalarına saygı göstermeyi ogretırdım. Herkesi sevmesi gerekmediğini ama saygı duymasının zorunlu olduğunu yaşayarak gösterirdim. insanların her sözünü dinlemesini beğenirse uygulamasını beğenmezse onu yapmamaya çalışarak faydalanmasını sağlardım.
Cevap: Bu söze katılıyor ve sözü biraz daha genişletiyor, yaratılmış her şeyin değerini; sevdiklerimizin değerini, çocuklarımızın, gençlerimizin, yaşlılarımızın, zamanımızın değerini, sağlıklı olmamızın değerini, bize feyiz veren özel insanların değerini, Türkçe’mizin, bayrağımızın değerini, toprağımızın, gerçek sanatçılarımızın değerini, sanat eserlerimizin değerini, tarihimizin değerini, içtiğimiz, kullandığımız suyun, ormanlarımızın, kokladığımız havanın, dinimizin, bize rehber olan din kitabımızın, dünyamızın, sevgimizin değerini bilmemiz gerekiyor. Sadece insan ilişkilerinde değil tüm değerlerimizde bir erozyon, bir çöküş olduğunu, ne yazık ki kötüye gittiğimizi düşünüyorum. Çocuklarıma, öğrencilerime, iletişime girdiğim tüm insanlara bu güzel değerlerimizin önemini kavratmaya çalışır, pembe gözlükleri gözümüzden çıkarıp sorunlarımızla yüzleştirmek, farkındalık yaratmak için çaba harcardım. Harcıyorum da! Bu beni bir mum gibi eritip bitirse de! Çünkü ben bir öğretmenim, ben bir anneyim, ben bir eşim, ben bir insanım. Vatanını, toprağını, bayrağını, çocukları, gençleri, yaşlıları, temiz ve dürüst insanları, savunmasız canları, doğayı çok seven ve büyük resmin sahibine, en büyük sanatçıya çok büyük saygı ve sevgi besleyen, farkındalıkları çok olan bir insanım. Yaşıyorsam ve insansam aklım başımda olduğu sürece bu kavramın içini doldurmak için üzerime düşen ne varsa yapacak, sorumluluklarımı yerine getirecek, sevdiklerime güzel model olacağım.
Cevap: Evet katılıyorum. Başarıda sosyalliğin payının büyük olduğu düşüncesindeyim. Bizim balkonumuzda kırlangıçlar yuva yaptılar. Oğlum 5 yaşındaydı. ’Bak kırlangıçlar birlik olup önce yuvalardan birini sonra diğerini yaptılar’ dediğimde ’Neden’ diye sordu hemen. İşte o zaman, yalnız yapılan hiç bir işin, birileriyle birlikte yapılan iş kadar zevk vermeyeceğini, üzüntülerin, sevinçlerin, başarının, başarısızlığın her türlü duygunun paylaşımla değer kazandığını ve bunu da ancak insanlarla iyi ilişkiler içinde olursa anlayabileceğini anlattım. İnsanlarla ne kadar çok ilişki içinde olursa o kadar çok şey öğrenebileceğini anlattım (kuşlar da yuva yapmayı birbirlerinden öğrenmişler) Şimdi 6 yaşını bitirmek üzere, son derece kendine güvenen, her yaştan insanla kolayca iletişim kurabilen bir çocuk. Her fırsatta yeni tanıştığı kişilere kuşların nasıl ev yaptığını anlatmaya da bayılıyor. Sanırım çocuklarımıza sevgiyi öğretmeliyiz ilk etapta, o zaman ilişkilerin fayda sağlamak değil, faydalı olmak için gerekli olduğunun bilincinde büyürler ve insan ilişkilerine değer veririler.
Cevap: öncelikle çocuğuma benden küçüksün gibi ben anneyim daha iyi bilirim bu yüzden beni dinlemelisin kendinden önce gibi saçma bir düşünceyi asla aşılamazdım bunun için önce onu da kendi seviyeme getirmekten çok ben onun seviyesine iner konuşmaya öyle başlardım bunun sonrasında zaten iletişim esnasında ben ona bir şey öğretecekken eminim o bana iki şey öğretecektir.
Cevap: bence insan kendini ifade edebildiği kadar başarılı olabilir. Bunu sadece görsel başarı olarak tanımlamamak gerek. Yani en önemlisi aile içindeki iletişimin iyi olmasıdır. Bu da gelişmiş anne babaya bağlıdır. Ben eğer anne olsaydım çocuğumun insan ilişkilerinin değerini anlaması için öncelikle onu dinlerdim. Yani sorununun olup olmaması önemli değil, önemli olan ona özel vakit ayırarak onu dinlemek.
Cevap: Bu söze katılıyorum. Çünkü sosyal bir varlık olan insan her zaman her yerde diğer insanlarla diyalog içerisindedir. İnsanlar kendilerini soyutlayarak yaşayamayacakları için mutlaka insan ilişkilerinin farklı boyutlarını öğrenme çabasında bulunmaları gerekir. Hayat başarısını yasamın bazı alanlarında değil de hayatın bütün alanlarındaki başarı olarak düşündüğümüzde mesleki olarak başarılı olmak için iş arkadaşlarımızla ilişkilerimizin boyutunu mutlu bir aile için ali içi ilişkilerin vb alanlarda başarı için diyalog kuracağımız insanlarla ilişkilerin değerini kavramamız gerekir
Cevap: 1- insanları insan eden en başta aralarındaki diyalogdur. Duygularını, kederlerini, sevinçlerini kısaca her şeyini anlatabileceği gerektiğinde boynuna sarılıp ağlayabileceği, gerektiğinde el ele tutuşup sevinçlerini haykırabileceği kişiler olması gerekiyor her insanın. Tabi ki bu ilişkilerde tek taraflı olmazsa bu daha çok insanların ilişkileri arasındaki bağı korur. Zaten ilişkilerin gücünü yönetebilmek de buna bağlıdır. Bu cümleye katılıyorum ki özellikle de kendi kafesine çekilmiş, kimseyle konuşamayan yada konuşmak istemeyen kişi olarak insan ilişkilerinin ne derece önemli olduğunu bizzat yaşadım ve gördüm. 2- bir baba olsaydım çocuğumun insan ilişkilerini güçlendirmek için öncelikle anlayışlı olmasını ve karşısındaki kişiyi her zaman kendi yerine koymasını öğretirdim. Zaten bunu bilen çocuğun karşısındakine hiç bir kötü davranışı olmadığından dolayısıyla ilişkilerini her zaman en üst seviyede tutacak ve gücünü kaybetmek yerine arttıracaktır.
Cevap: onunla konuşurdum. ilk andan itibaren, anne karnından itibaren konuşurdum. 24 yaşında bir bireyim. okumayı öğrendim, yazmayı, fizik, kimya, biyolojiyi, öğrendim ama hala kiminle, hangi durumda nasıl konuşmam gerektiğini öğrenemedim.
Cevap: buna bazen katılıyorum bazen de katılmıyorum. Çünkü bazen çevrendeki insan ilişkilerini yönetebilmek için kendinden ödün vermen gerekiyor. çok fazla fedakarlık yapıyorsun ve de bazen bu aslında çok da büyük olmayan insanlar için yapılabiliyor. O bakımdan insanlar yasam başarısı olarak sadece insanlarla olan ilişkilerini kıstas alamazlar. bu sadece diğer unsurlar arasından bir tanesi olabilir. çocuğa bu mantığı oturtmak için onu özgür bırakmalı ve fazla sayıda insan tanıması muhtemel ortamlara girmesini sağlamalıyız. böylelikle çocuk farklı kişilikler tanıyarak doğru ve yanlışı görecek ve kendi yerini de bunlar içinde belirleyecektir. Ancak bu aşamada çocuğa destek olup yol göstermeyi de elden bırakmamak gerekir.
Cevap: Katılıyorum. Çocuğumu, sosyal birey olarak yetiştirirdim. ’’İnsan ilişkilerini’’, yaşayarak öğrenmesini sağlardım.
Cevap: zamanın getiri ve götürülerine karşı sağlıklı ve sağlam bir şekilde nasıl ayakta durması gerektiğine dair onu bilinçlendirmek için çaba gösterirdim. Ancak bunları vermeye çalışırken de güven duygusunun hem kendine hem de çevresine karşı yüksek tutmasını amaçlardım.
Cevap: klişeleşmiş bir laf vardır “insanlar nankördür” diye, buna çok kızıyorum. Evet mutlaka öyle insanlar vardır ama seçmesini bilirseniz dünyadaki hiçbir şeyle değiştiremeyeceğiniz dostluklarınız oluşur ve bu insanın en içinden sıcacık bir hisle insanları sevmesini sevebilmesini beraberinde getirir onun için dostlarımız bizim zenginliğimizdir. Elbette dost acı da söyler hatası da olur. Sizin hiç olmaz mı? Çocuğuma bu yetkinliği kazandırmak için onu dostlarımla buluşmalarımda aman rahat oturayım diye dışlamıyorum ve de dostluğun değerini anlaması için arkadaş edinmesi konusunda ona fırsatlar yaratıyorum ve de bence en önemlisi bir arkadaşı hata veya hoşuna gitmeyen bir şey yaptıysa önce empati yapmasına yardımcı oluyorum.
Cevap: kesinlikle katılıyorum. Çünkü hayattaki en önemli mevkilerde yer almak ve başarıyı yakalayabilmek için yönetmeyi hayata insanlara yöne vermeyi bilmek gerekir ondan değil midir? Her yerdeki üst kademeden insanlara yönetici deriz. İnsan ilişkilerinin değerini bilmek de başlı başına önemli bir kavramdır ama bu kavramı yakalayabilmek için kendi tecrübelerimle kendi değerimizi bilmemiz gerekiyor. Bunları çocuklarıma nasıl öğretirdim açıkçası çok zor bir soru. Önümde daha çok yıl var bunu düşünmeliyim.
Cevap: katılıyorum tabi ki çünkü iletişim kurmakta zorlanan bireyler yaşamda çok zorlanırlar herkesle iletişim kurmak aynı şekilde olmaz bunun için ikiyüzlü değil bin bir yüzlü olmanız gerekir. Bu iletişimin doğasında vardır herkesle aynı iletişimi kuramazsınız.
Cevap: benimsediğim felsefelerden birini söylemek istiyorum; hayat sen ona ne verirsen seni verdiğinle bazen daha fazlasıyla ödüllendirir. insan ilişkileri de bu böyledir. Evet, bazen sana ellerinden kötülüğü ya da çirkinliği yapabilirler ama sen asla kendinden ödün verme, elbet bir gün mükafatını alırsın, almasan bile bu vicdan var ya en önemlisi o rahat olacak. unutmayın hayata nasıl bakarsınız öyle görürsünüz.
Cevap: İnsan ilişkilerinin değerini bilmek tartışmasız çok önemli ama sorun her biri kendi içinde bu kadar karışık bir sistemin oluşumu olan insani nasıl iyi anlayacağımız? Hele ki insanlar kendi yarattıkları canlıları bile anlamakta bu kadar zorluk çekiyorken.
Cevap: yukarıdaki söze kesinlikle katılıyorum; çünkü insan önce kendini tanımalıdır. Güçlü olup olmadığının farkına varmalıdır. Önemli olan güçlü görünmek değil güçlü olabilmek ve bu gücü doğru şekilde kullanabilmektir. Şunu da atlamamak gerekiyor: insan önce kendi kişiliğini oturtmalıdır. Zira kişiliği oturmayan insanın boş bir bardaktan farkı olmaz ve o bardağı herkes kendi istediği şeyle doldurur. Bu da ortaya hiçbir şeye benzemeyen, çok farklı bir şey çıkarır, ama sizin olmayan fakat sizde yaşayan bir şey; ki bu da yaşatılması çok zor olan bir olgu ortaya çıkarır. Böyle bir durumda insan, insan ilişkileri de dahil olmak üzere hiçbir şeyin değerini bilemez; çünkü neyi niçin yaptığının farkında olmaz. İnsan ilişkilerinden yoksun yaşayan bir kişide giderek yozlaşmaya kayar. Oysa gidilmesi gereken nokta uygarlaşmadır. İşte varılması gereken gerçek noktaya ulaşabilmek içinde, insan ilişkilerini iyi kurup bunun değerini bilmek ve güçlü olmak gerekir ki buda kişinin önce kendi kişiliğini oturtması ve kendini tanımasıyla olur.
Cevap: işte ben tam çocuklarına yaşam başarısını nasıl öğreteceğini çırpınışları içinde olan bir anneyim. 20- 16 yaşlarında iki çocuğum var. ben 43 yaşındayım ve insan ilişkilerindeki en önemli özelliğinin değer bilmek ve onları yargılamadan koşulsuz kabul etmek olduğunu fark etmeye başladığımdan beri insanların nasılda kendi hayatlarını daralttığını mutsuz olduklarını her şeyi karşımızdan bekleyerek kendi gücümüzü ve yaşamımıza bizim kendimizin yön verebileceği bilmemiz bilinçli olmamız bunun kolay olmadığını da biliyorum. ben elimden geldiğimce çok kitap okumaya çalışıyorum çünkü kitaplarda insanlığın bu güne kadar kat ettiği yolların birikimleri deneyimleri var çocuklarıma da hem kendi yaşamımda insan ilişkilerimle davranışlarımla ve onları da kitap okumaya yönlendirerek yapmaya çalışıyorum
Cevap: katılıyorum. Çünkü karsındaki kişinin değerini bilirsek karsındaki kişi kendisini önemli hisseder.
Cevap: insan ilişkilerine değer verdiğimiz sürece önemser ve dikkat ederiz. Bu sayede de mutlu oluruz. Mutlulukta her şeyi beraberinde getirir. Sonuçta her şey insan ilişkilerine bağlanıyor tıpkı pamuk kozası gibi. Bu nedenle katılıyorum.
Cevap: Katılıyorum. İlk yapılacak iş insan sevgisini öğretmek olurdu.
Cevap: kısmen bu görüşe katıldığımı söyleyebilirim insan ilişkileri mutlaka değerlidir ama başka bir bakış acısıyla baktığımız zaman karşımıza bence bir ölçü koyma ihtiyacı gibi bir his doğuyor. Ben daha 20 yasında bir üniversite öğrencisiyim ama şimdiye kadarki bu kısa hayatımda inanlarla ilişkisini belli bir seviyede tutan mesafeyi koruyan insanların daha başarılı olduklarını zannediyorum. Çünkü; bakıyorsunuz ki insanlarla ilişkileri çok fazla olan insanlar işinden, okulundan, ailesi ile pikniğinden alıkonuluyor. Şu arkadaşım çağırdı, işte su lokalin akşam yemeği gibi şeyler yüzünden bence böyle kişiler kendilerinden ve ailesinden uzaklaşıyorlar. Ben eğer baba olursam çocuğuma insanlarla ilişki kurması gerektiğinin önemini ama bu ilişkiyi nasıl kullanması gerektiğini kendi aklıyla bulabilmesi için ona tiyolar ve belli ana fikirler vermeye çalışırım.
Cevap: insan ilişkilerinin değerini bilen fakat gücünü yönetemeyen nadir insanlardan biriyim bu nedenle çocuğuma gerçekten bu gücü verebilir miyim bilmiyorum.
Cevap: hayır katılmıyorum. insan ilişkilerinin değerini bilmek yetmiyor artık insanlar arasındaki iletişimin değerinin şu devirde olmadığına inanıyorum
Cevap: insan ilişkileri bir bireyin bence doğumuyla başlar. Sesler mimikler ilk tepkilerdir. Ben bir baba olsaydım çocuğumda en çok dikkat edeceğim konulardan biride insan ilişkilerinin değerini bilmesi ve bu gücü yönetmesi hakkında bilinçlendirmek olurdu.insan çoğu zaman hayatta yalnız kaldığı düşüncesine kapılır yada kimsenin onu anlayamadığı, hiç kimseye güvenilmeyeceği fikirlerine kapılır. Bunun nedenlerinin başında bence insan ilişkileri gelir. Sabah uyandığımızda iş yerine giderken bize bir günaydın demek ne kadar pozitif bir enerji veriyorsa. Birisinin moral bozucu hareketi de bir anda negatif bir hava yaratabiliyor üzerimizde. Demek ki insan ilişkisi hayat akışı içerisinde çok önemli bir yere sahip. Bunu çocuğa kazandırmak için çocuğu sosyal ortamda yetiştirmek, pasif olmamasını sağlamak, bir birey olarak sorumluluklarını bilmesini sağlamak söz hakkinin bulunduğunu hissettirmek. Bu sayılanları çoğaltmak mümkündür. Çocuğumun önce öz güvenini kazandırmalıyım ki sonra insan ilişkilerinde sağlam dursun. Biraz daha somutlaştırmak gerekirse, örneğin; okulda hoca dedi ki çocuklar hayatta kimseye güvenmeyin anneniz babanız dahi olsa güvenmeyin. Şimdi öğretmenin bu değine değişik yaklaşımları düşünürsek. Pasif sosyal olmayan bir çocuk öğretmendir ne derse doğrudur yaklaşımında bulunur öğretmenin bu sözünü sorgulama gereksinimi bile duymaz. Sosyal olan pasif olmayan insan ilişkileri başarılı olan bir çocuk ise fikri hemen sorgular söz hakkini bilinçli bir şekilde kullanır. Onun için güven kavramı önemlidir herkese güvenilmeyeceğini bilir ama güvenmeye değer insanların da mutlak var olduğunu bilir. Özetlemek gerekirse çocuğumla gerek konuşarak gerekse yaşayarak onun insan ilişkilerinde sorumluluk sahibi olmasını sağlarım. Sorumluluklarını bildiği zamanda bu ilişkilerin değerini bilir yönetmekte zorluk çekse de yönetmenin bilinciyle dolu olur. Sonuç olarak da hayatta mutlu olmayı başarabilir.
Cevap: katılıyorum çünkü şuan toplumumuza baktığımda bu sözü söyleyenin ne kadar haklı olduğunu bir daha görüyorum toplumda artık şu düşünce yerleşmiş "paran kadar konuş" yani parası olan sadece iletişimde bulunabilir sizin ne bildiğiniz ya da ne bilmediğiniz çok da önemli değil. Ben kendimde şunu fark ediyorum; yaşım büyüdükçe (23 yaşındayım) daha az konuşmaya ve daha az soru cevaplamaya başladım. Çünkü hayatta gördüklerim insanlarla konuşma isteğimi öldürüyor. Hatırlıyorum çocukken dedeka ve neneka adında iki tane yaşlı tonton yaşlı insan vardı onları o kadar severdim ki sabah sekizde onların yanına giderdim ve akşama kadar onların anlattıklarını dinlerdim yani onlarla iletişimde bulunmak beni çok mutlu ederdi. Sonra onları kaybettim. Küçükken bir ramazan bayramında evimize bir sürü misafir geldi hani bayramlar iletişimin sohbetin olduğu günlerdir ya herkes bayramlaştı. Ben heyecanla sıranın bana gelmesini bekliyorum ama nafile kimse benimle bayramlaşmadı. O gün çok ağladım. Bayramlaşmama sebepleri de henüz çocuk olmamdı. İyi de hani ağaç yaş iken eğilirdi ve ben artık kimseyle bayramlaşmıyorum. Orucumu tutarım ama bayramın hiç önemi yoktur benim için. Benim babam dünyanın en iyi babasıdır ama küçükken öyle bir şey oldu ki ben bir daha babam nereye giderse gitsin onunla vedalaşmadım ve öpmedim. Şu an bile aynı bazen üç dört ay ayrı kalıyoruz bir araya geldiğimizde babamı çok özlememe ve sevmeme rağmen onu öpmüyor, hoş geldin diyemiyorum. Bir gün ben dokuz yaşındayken falan İstanbul’dan bir yıl üzerine gelmişti babam. Ben heyecanla babamın geleceğini onun boynuna sarılacağımı düşündüm ama öyle olmadı. Babam geldi büyüklerle tokalaştı ama benle hayır. Ancak akşam getirdiği hediyeleri verdi bizlere. Bizi babam çok sever ama ben babamdan hediye istemedim ki sadece ona sarılmayı istemiştim. O günden sonra aynı bayramlarda olduğu gibi babamla hiç kucaklaşmadım hatta ben bugüne kadar babama hiç sarılıp onu öpmedim hem de babamı çok sevmeme rağmen, dünyanın en fedakar babası olmasına rağmen. Baba ve annenin çocuğunu öpmesi ne demektir ya da nasıl bir duygudur hiç bilmem en üzücüsü de anne ve babam harika insanlardır. Tüm hayatlarını bizim güzel yaşamamız için harcamışlardır ancak bir defa öpmemişlerdir. Bu çok mu zordur bilmiyorum sadece anne olduğumda öğrenebilirim galiba. İşte size çok küçük iki örnek insanlarla çocukken konuşulmaya başlanılmadığında benim gibi olur ben bugün artık insanlara çok cevap vermek istemiyorum ve yalnız yaşamı çok seviyorum işte iletişimsizlik bunlara sebep olur bayramda bayramlaşmayan nesiller çıkar yada özlemle tokalaşamayan kız ve anne-babalar olur ve ben çocuğum olursa bunları yapmamaya çalışacağım ama nasıl bilmiyorum çünkü ben bayramlaşmaktan nefret ediyorum çocuğuma bayramlaşmayı nasıl öğreteceğim, yalnızlığı seviyorum çocuğuma çok sesliliği sevmeyi nasıl öğreteceğim.
Cevap: en önemlisi bence çocuğa güvenip seçimlerine saygı duymak ve ona yaşamının her alanında her girdiği ortamda söz hakkı vermek.
Cevap: katılıyorum. Çünkü çocuğumun anne baba olmadan da yaşamında mutlu olmasını istediğim için. Kendi yaşamında seyirci değil oyuncu olması için. Bunu başarabilmek için de önce çocuğumuzu koşulsuz sevmemiz gerektiğine inanıyorum.
Cevap: Ben bir anne olarak çocuğuma insan ilişkilerinde başarılı olabilmesi için doğru düşünme ve analiz etmenin formülünü anlatacağım. O bu formülü kullanarak hiçbir düşünceden korkmamayı öğrenecek. Her türlü düşünce ve davranışa yönelik donanımını oluşturacak. Hem insanlarla ilişkilerini hem evren içindeki konumlanışını sorgularken daha özgür iletişebilecek. Ona farklılığın zenginlik, farklılıklarla bir arada olabilmenin yetenek işi olduğunu anlatacağım. Eğer bunları kavrayabilirse bin bir kokulu, bin bir renkli bir bahçede bahçıvanlık yapacak.
Cevap: günümüzde insan ilişkileri çok yıpratıldı bu yüzden gücünü değerini hiç önemsemiyorlar ama ben önemsiyorum çünkü düşünceye saygı duyuyorum. Doğru yer ve zaman çok önemli yıpratmamak da keza öyle empati kurmak gerekiyor
Cevap: katılıyorum çünkü insan ilişkileri iyi olduğu zaman toplumda yer kazanır, paylaşım gücü artar insan ilişkilerini yönetmeyi bildiğimizde de yerine göre davranma ve paylaşmayı da yönetmiş oluruz ve bu toplumdaki yerimizi yükseltir bence baba konusunda da çocuğuma paylaşıma açık olması sağlarım ve bende ona paylaşabileceklerimi paylaşırım ve onun dostu olmaya çalışırım emir vermekten çok onu yönlendirmek tavsiyelerde bulunmaya çalışırım ve ona toplumda nasıl davranması gerekiyorsa bende ona o şekilde davranırım böylece çocuğum benden öğrendiklerini topluma ve hayatına yansıtır.
Cevap: Öncelikle ona sunu yap bunu yap demek yerine, kendime ayna tutardım öyle ki çocuğum doğru davranışı öncelikle bende görmeli. Örneğin güler yüzlü olmanın sarılmanın, insanlara seni seviyorum demenin önemini, suratımı bütün gün asıp bakkala, kapıcıya ya da eşime söylenerek göstermem ne kadar gerçekçi olur. İşte tam da bu yüzden kendime ayna tutardım ki çocuğum benden yansıyanı görsün, kendisi de yansıtsın.
Cevap: öncelikle insanın değerini insan olmanın değerini anlamasını sağlayarak başlayabilirim çünkü artık günümüzde insanın değeri bilinmemekte hatta anlaşılmamakta bunu sağladığımız anda birçok zorluk aşılır. insan çok güçlü bir varlıktır onun bu gücünü doğru kullanmak gerekir. artık toplumumuz yozlaştığı için insanın ne değeri anlaşılmakta ne de gücü.
Cevap: kesinlikle katılıyorum, ama insan ilişkilerine değer veren çok az insan kaldı çevremde. Bir anne olsaydım nasıl yapardım bunu bilmiyorum ama çocuğum benden gördükleriyle bir takım iletişim becerileri kazanacaktır zaten ve öyle öğrenecektir. Çocuğun yanında babasıyla iyi ilişkiler kurmak bile örnek teşkil eder ve çocuk öyle öğrenir bence.
Cevap: Evet katlıyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz hayatta başarıyı yakalayabilmek için iletişim, insan ilişkileri kuvvetli olabilmeli ki hayatımızın her aşamasında gerek sosyal çevre gerekse iş görüşmeleri vb. gibi birçok yerde hayatımızın her aşamasında insanlarla iletişim içinde olmak zorunda değil miyiz? Bu hayatta başarıyı yakalayabilmek içinde insanlarla iletişimimizi en iyi şekilde kullanarak aleyhimize olan durum ve düşünceleri bile insanın kişisel iletişiminin gerçeği yansıttığı ihtimalini ve insanlar üzerindeki izlenimimizi kişisel iletişim insan ilişkileriyle de gösterdiğimizi düşünerek ’yaşam başarısı için insan ilişkilerinin değerini bilmeliyiz’. Bir anne ya da baba olsaydım; çocuğumun iletişimi için önce kendimden başlardım iyi bir toplum istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız demişti bir yazar kitabında. Çok yerli bir söz çünkü toplum biz bireylerden oluşuyor önce çocuğuma hak ettiği sevgi ve saygıyı vererek kendine olan güvenini sağlamasını öğretir özgüven, saygı, dürüstlük gibi değerler altında çevresiyle ilişkilerini takip eder onu. bu değerler çerçevesinde yetiştirir ve sonrada aileden sonra kitap vb. araçlarla eğitimini sürdürmesini hedefler bu hedef doğrultusunda yetiştirirdim çocuğumu.
Cevap: İnsan ilişkilerinin başarı yolunda olmasının en önemli katkısı eğitimden geçmektedir. Önce iyi bir okuyucu olmak gerekiyor. Daha sonra da iyi bir dinleyici olacaksın. Can kulağıyla dinleyeceksin karşıdakini. İyi ve zamanında sorular sorabilmelisin. Gözlemlerin on ikiden vurabilmeli hedefleri. Her zaman doğru yerde, doğru zamanda bulunmalısın. Bir de alabildiğine güçlü, kendinden emin olmalı insan. En önemlisi de sevebilmeli tüm dünya insanlarını ayırım yapmadan. Bir ışık olabilirsen hele çocuklarına. İki oğlum var. İkisine de okuma alışkanlığını kazandırdığım için mutluyum. Bir de dürüst ve doğru olmanın gereklerini anlatıp kazandırdığım için mutluyum. Peki be kardeşim hiç mi eksiğin yok mu? diye sorulsa. İnanın tıkandığı çok zamanlar oldu. Nutkumun tutulduğu anlar da bocalamış, çareler aradığım anlar da eşimin gözlerinin içine bakıp imdat sesi çıkmadan yardımını beklemişimdir. Eşimle paylaşarak çocuklarımıza insan ilişkilerinin ve paylaşmanın önemini durmadan anlatıyoruz. Sonsuz bir kavram, öğrenmek. Durmadan tecrübeler kazanıyoruz. En çok da, bir beklentiniz olmadan yaptığınız fedakarlıklardan sonra yediğiniz kazıklar. Yine de üzülmüyor, tecrübe hafızamıza; demişlerdi de inanamamıştım, diyerek kazınıyor.Yaptığınız iyiliklerden sonra bazen de övgü alıyor, bu zaten her insanın normal bir davranışı olmalı zaten deyip, kendinize bir hisse çıkarmıyorsunuz. Tüm insanlar yardımlaşmalı ya da ortak yaşamanın bilincin de olmalı.
Cevap: ona insan ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu anlatırdım anlatmasına ama ondan önce ona kendini sevmeyi bilmesini ve o iletişim kurmak isterken onu sözlü veya mimikleriyle reddedecek insanların karşısına çıkacağını belirtmem gerek. ne yazık ki günümüzde insanlarla ilişki içinde olmak ve bunun değerini anlamak anlatmaktan daha zor. bu yüzden ben bir anne olarak, önce çocuğumla iletişimimde çocuğuma iyi mesajlar verebilmeliyim ki, karsısına çıkacak iletişim kopukluklarından yılmayıp insanlarla etkileşim içinde olsun ve her bir mesajdan bir anlam çıkarabilsin.
Cevap: insan ilişkilerinin değerini bilmek konusuna katılıyorum ama gücünü yönetebilmek konusuna katılmıyorum çünkü bu gücü elinde tutan kimse onu istediği gibi yönlendirebilir sizin deyiminizle yüz yüze iletişimin ortaya çıkmasına neden olur iki tarafta birbirine içten değil olması gerektiği gibi davranır. baba olsam çocuğuma bu eğitimi vermek için önce işe kendimden başlardım acaba ben çocuğuma karşı nasıl davranıyorum benden ne öğreniyor diye bakardım. gücünü yönetme kısmında biraz daha dikkatli davranırdım insan yapısı gereği egoist olduğundan gücü istediği gibi kullanabilir çünkü.
Cevap: katılıyorum fakat çocuğu bu temel yetkinliği kazandırmak için o bilinçte anne baba olmak lazım. Çevrenizde bu yetkinlikte kaç ana baba var?
Cevap: evet katılıyorum.çocuğuma bunu kazandırmak için de; önce onu değerli kılar sonrada ona diğer insanları önemseme ve onlara değer verme yetisini kazandırırdım.
Cevap: Katılıyorum. Tek başımıza yaşayabilseydik, insanlarla bir arada olmak için bu kadar savaş vermezdik. Dolayısıyla günümüzün her anında birileriyle iletişim içinde olduğumuza göre iletişimi akıllıca kullanıp en fazla kazancı sağlamalıyız (manevi yönden). Manevi kazanç maddi kazancı yanında getirecektir zaten.
Cevap: evet katılıyorum hayatta başarılı olabilmek için mutlaka iletişimimizin iyi olması gerekir iletişimi iyi olmayan bireyler kendilerini ifade edemez ve başarıya giden merdivenin bir basamağını yok etmiş olurlar yani zirveye çıkmak daha zor olacaktır.kişinin iletişim gücünü yönetebilmesi ne istediğini iyi bilip ve bunu en iyi şekilde kısa ve öz olarak ifade edebilmesinin de etkili rolleri vardır.
Cevap: onu kendi olma bilinci ile yetiştirirdim. Kendini özgürce ifade etme bilinci ile.
Cevap: onunla önce doğru iletişim kurarım. Ona koşulsuz ve bencil olmadan sevmeyi öğretirim. Gerisi gelir bence.
Cevap: evet kesinlikle katılıyorum. 28 yaşındayım 2 üniversite mezunu bir insanım fakat ben hayatta bunu başaramadım ve şu anda hiçbir dostu olmayan evleneceğim erkeği yönetmeyi bırakın benden daha cahil olmasına rağmen yönlendiremeyen ve doğru ilişki kuramayan bir bayan olarak evet yaşamımı tekrar kurma şansım olsaydı tekrar başa dönüp birçok şeyi değiştirirdim. Ama geç sayılmam okuyarak kendimi eğitmeye çalışsam da 1 gün oluyor 1 gün sonra alıştığım düzen içinde buluyorum kendimi ve bu çok acı ve ağır geliyor artık yaşlanıyorum ve daha genç olsaydım belki daha rahat eğitirdim kendimi insanları hiçbir şekilde önemsemediğim için konuşmalarım hep kırıcı yada inatçı oluyor. İnsanların ve insanlığın değerini bilmek lazım çünkü insanın insana ihtiyacı var.
Cevap: Evli değilim, çocuğum da yok. Ama bence ana-babaların öncelikle insan ilişkilerini anlamaları gerekiyor. Anlayabilen ebeveyn sayısının az olduğunu düşünüyorum. İlişkinin gücünü yönetebilenler ise ilişkinin değerini anlayanların içindeki çok az bir sayıyı oluşturuyor. Çocuk yetişmek isteyenlerin öncelikle kendilerini tanımaları, anlamaları ve eksiklerini tamamlayıp, yanlışlarını düzeltmeleri gerekiyor bence. Sonrasında yetiştirilen çocuklar eminim olması gereken seviyeye gelecektir.
Cevap: İnsan ilişkileri yaşam boyunca bize ayna tutar. O ilişkiler içersinde yoğrulur, şekil alır, kim olduğumuzu buluruz. İlk ilişkilerimizi anne ve babamız ile kurarız. Bir anne ve babanın çocuğu ile kurduğu ilişkinin niteliği o çocuğun bütün diğer insan ilişkilerinin temelini oluşturur. O yüzden bilinçli bir anne baba çocuğuna bu konuda doğru örnekler sunması gerektiğini bilir.
Cevap: katılıyorum hem de yürekten. çünkü insan ilişkilerimin bana beni tanıttığına inanıyorum ve her yeni ilişki de bir yeni ben keşfediyorum bu açıdan değerlendirdiğim için ilişkilerime çok önem veriyorum. Çocuğuma öğretmek için ise onunla çok sağlam ve güçlü ilişki kurardım gerisi zaten kendiliğinden gelirdi.
Cevap: hep birlikte bir toplumu oluşturduğumuza göre iyi geçinmeyi bilmeliyiz. Öyleyse tabi ki de değeri bilmek ve bunu yönetmektir görevimiz. Anne baba olduktan sonra ne yapacağımı kesin söyleyebilirim sanırım ama annem ve babamın beni nasıl yetiştirdiklerinden örnek verebilirim. Sevginin, dürüstlüğün, doğruluğun insana gerekli olduğunu, mutlu yaşamanın mutlu olmayı bilmekte yattığını aşıladılar bana hep. İçinde sürüklendiğimiz hayata rağmen hala kalbimde bitmeyen yaşam ve yaşama olan sevgim var. Ailemin üzerimden eksik etmediği ilgi, fikirlerime gerçekten önem vermesi, herhangi bir olay karşısında eğer olumsuz cevap alıyorsam nedenlerinin açıklaması bunlar benim için çok önemli çünkü insan ilişkilerimde problem yaşıyorsam konuşup nedenlerini açıklıyorum neden iletişimde sıkıntı çektiğimi açıkça söylüyorum ve içimde sevgisizlik delikleri açılmasına izin vermiyorum bunu ailem bana öğretti ve onları çok annemi babamı çok seviyorum
Cevap: Katılıyorum. Sebebi ise insan ilişkilerinin siyasetten şoför mesleğine doktorluktan terziliğe kadar bütün mesleklerde insani ilişkilerde en önce gelen hususu oluşturan unsurlardan biridir. Başka örneklerde verilebilir. Her şeyden önce bu insani ilişkilerin yaptığımız meslekteki başarımızı belirlediği kuşkusuzdur. Anne ve baba olarak çocuklarımızla olan konuşmalarımızda sohbetlerimizde onların dünyasını yargılamadan budamadan hayal gücünün gelişimine katkıda bulunacak aktiviteler geliştirirdim. Toplumun bizlere vermiş olduğu ön yargılar nispetinde olacağımıza kuşku yok. Bu sınırları aşmak uğruna dinlemenin büyük bir yetenek haline geldiği anda anlayış kavramının gelişeceğine inanıyorum. Karşıt fikirlerin gerçekten de önemini anlamak bizim algıladığımız olaylarla kurduğumuz karşılaştırmaların çocuğumuzun dünyasını zenginleştireceğine inanıyorum. İnsani ilişkilerin gelişmesi adına bu yolda gerçekten uzun yollar zamanlar harcanacağına inanıyorum. ve büyük emek ve özveri isteyen bir meslektir anne ve babalık Saygılar.
Cevap: evet katılıyorum ilişkilerin bozulduğu şu dönemde (evlilik iş aile) nelerle karşılaşıp ne yapacağımızı inanın bilmiyorum. Ben anneyim ama çok bocalıyorum ilişkilerim seviyeli ve düzgün ama eksik olan bir şeyler var. Ben her zaman önce ebeveynlerin eğitilmesi taraftarıyım çocuklarımız bizim yönlendirmemize göre gelişiyor o yüzden kızımın yaptığı hataları artık hoş görüyle karşılıyorum
Cevap: Elbette katılıyorum. Duygusal zeka çok önemlidir, insan ilişkilerini yönetebilmek en önemli bilinç düzeylerinden birisidir. Çocuğuma bu yetkinliği kazandırmak için tabi ki önce davranışlarımla kendim örnek olmaya çalışıyorum. Çocuk davranışını neye göre seçer? Söylem mi önemli eylem mi? Onun daha çok deneyim sahibi olması için uygun fırsatlar yaratmaya çalışırdım. Onun diğer bireylerle ilişkilerinde doğabilecek sorunlarda nesnel yaklaşımlar sergileme gayretim olurdu.
Cevap: Onu mutlaka özgür bırakırdım. Bugün acı çekmeli ki yarın mutluluğun değerini bilmeli. İnsan ilişkilerinde yöneten taraf olmanın öncelikli yolu kendi hayatını yönetmektir. Kendisi için yaşamış bir birey karşısındakine de saygı duymayı bilir ve onun düşüncelerini de önemser. Yani bu konu da benim temel koşulum çocuğuma kendi yaşamını yönetmeyi öğretmek olur.
Cevap: siz kitaplarınızda sokakları, yıllardır köpeklerin yeri olarak görüp, kendilerine ait olduğunu düşünmeyen insanlarımızın , o yüzden sokaklara hoyrat davrandığını söylüyorsunuz. Buna katıldığım gibi bu örneği insan ilişkilerine vurmak istiyorum. Ailenin içinde çocuğa, hakkını savunması kendini koruması öğretilmeye çalışırken, çocuğun bencil duyguları öne çıkarılıyor ve sürekli bir savunma hali içinde çocuğun empati kurması engelleniyor diye düşünüyorum. Yani aileler empati yerine kendilerine ait olmayan DİĞER insanlarla, savaşması yenişmesi için eğitiliyorlar gibi geliyor çocuklarını, örnekler gördükçe. Örnek: kendi çocuğuna bir başka çocuk oyun içinde bir tokat atsa kıyamet kopup, çocuğa "sende bir tane niye atmıyorsun. Sen de vur." dendiği halde, aksi durumda kendi çocuğu böyle yapsa, hoşa gidip aferin bile deniyor yani insan ilişkilerinin değerini bilmenin en temel koşulu empatidir, hepimizin insan olduğu paydasının farkında olmaktır. Sokaklarla ilişkisiz gibi göründü tam anlatamadım ama şöyle ifade edeyim; sokaklara da aitlik duygusu hissedilmediği için kötü davranılıyor,çocuklara da "sana ait olmayanın önemi yok" şeklinde empatisiz bir eğitim veriliyor. Tıpkı sokaklara yaptığımız gibi kendine ait görülemeyen insana kötü davranabilirsin izlenimi içinde, insanlarla nasıl sağlam ilişki kurulabilir ki. Ben çocuğuma insan ilişkilerinde başarılı olabilmesi için empatik düşünme yetisini kazandırmaya çalışırım..ama tabi empatik olacağım diye kişinin kendi duygularını görmekten beri kalması gibi de bir tehlike var. Bunun dengesi içinde bir çocuk yetiştirmeye gayret edeceğim.
Cevap: bu soru benim biraz yaramı depreştirdi açıkçası, çünkü bir hafta önce oda arkadaşlarımın üçüyle küstüm, bunu söylemek biraz zoruma gidiyor çünkü ben böyle her şeye küsen bir insan değilim. İlişkilerimin çoğunda dikkatli olmaya çalışıyorum gerekirse her şeyden taviz verecek duruma geliyorum. Açıkçası karşımdaki insanla kurduğum ilişkiyi iyi yönetemiyorum kurduğum ilişkilerinde değerini fazlasıyla biliyorum bu da benim aleyhime oluyor. Bunu karşımdaki insanın beni arkadaşlık ilerledikçe kullanmaya başlamasından anladım yani biraz tecrübe oldu. Eğer anne olsaydım çocuğuma, arkadaşlığa gerekenden fazla değer vermemesi gerektiğini anlatırdım. Arkadaşlığını gereken seviyede tutmasını öğütlerdim.
Cevap: evet katılıyorum bunu eğer ki anne olsaydım çocuğuma onu çeşitli yaşlılar yurtlarına götürerek orada ki insanların gözlerine bakıp o sevinci kendinin yaşamasını sağlayarak anlatırdım bence en güzel anlatılabilecek yer orası. bunu çocuğun kendinin yaşayarak anlaması lazım. çünkü orada ki insanların gözlerindeki o sevinç insan ilişkilerinin en güzel değerinin bilineceği bir yer.
Cevap: evet katılıyorum. iletişim olmayan bir ortamda insan ilişkisi olmaz ve başarı doğru ilişkilerin sonucunda oluşur. anne olsaydım eğer çocuğum doğduğu andan itibaren ya da karnımda taşırken onunla konuşmaya başlardım bebek gibi değil bir büyük insan gibi.
Cevap: bir anne değilim ama geleceğin annesi olarak annemden öğrendiğim hırslı başarı olmadı hiç bir zaman. insan iletişiminde nazik, dürüst olmayı öğrendim ki çocuğuma da bunu aşılayacağım. iletişim gücünü doğru yer doğru zamanda kullanmasını ona öğreteceğim. ona bunu öğretmek için bir şey yapmak gerektiğinin kanısında değilim örnek anne-baba olduktan sonra tabii.
Cevap: evet, katılıyorum. İnsan sosyal bir varlık olduğundan yalnız yaşayamaz. İlişkilerimiz yaşamımıza yön verir. Dolayısıyla uygun etkileşimler, başarılı ve mutlu yaşama götürür. Ben, bu gücü yönetemeyen bir insan olarak, doğacak çocuğuma ancak sizin kitaplarınızı okuyarak yön verebilirim.
Cevap: katılıyorum. Çünkü iletişim insan hayatının vazgeçilmez bir unsuru. Nasıl ki empati önemli ise iletişimi başarmış olmakta çok önemli. Anne olsaydım onunla iyi bir iletişim içinde olmak için neyin gerekli olduğunu bilirdim.
Cevap: katılıyorum çünkü sağımız solumuz insan ve onlardan kaçamayız mutlak ilişki içindeyiz.
Cevap: öncelikle insanı insan olduğu için hiç ayrım yapmadan önemsemesini, dinlemesini, ciddiye almasını öğretirdim. Sürdüreceği ilişkide aradaki mesafe ve güveni sağlarken karşısındaki insanin kişisel özelliklerini dikkate almasını, bunları tarttıktan sonra da suren ve gelişen ilişkide de her zaman dürüst davranmasını ve içten olmasını öğütlerdim. Karsısındakinde alışık olmadığı durumlar oluştuğunda da empati ile yaklaşması gerektiğini öğretirdim.

kaynak : Prof.Doğan CÜCELOĞLU

Bunalan Öğretmenler - 1

Bu yazı dizimde öğretmenlerin yazdığı mektuplara yer vereceğim. Gözlemleri ve sordukları sorular şöyle:
“Sıkılan” adını verdiğim öğretmen yazmış:
Merhaba,1.sınıf okutan stajyer bir öğretmenim. Öğrencilerim çok çabuk ağlıyorlar. En ufak bir olay bile ağlamalarına yetiyor. Mesela ders içinde silgisini kaybediyor ağlıyor, evde bir şeyini unutmuş ağlıyor. Bu bana ders içinde ve ders dışında sıkıntı veriyor. Artık bunalıyorum. Yardımınızı rica ederim.
“Önemseyen” adını verdiğim bir başka öğretmen de şöyle yazmış:
1. sınıf öğrencilerim sık sık, “kimse benimle oynamıyor. Arkadaşım yok,” diyor. Bu soruna nasıl bir kalıcı çözüm bulabiliriz? Konuyu gündeme getiren daha çok eğitim seviyesi üniversite mezunu olan velilerimdir. Saygılarımla.
Başka bir bunalan öğretmen daha var. Dile getirdiği sorun farklı. “Disiplin” adını verdiğim öğretmen şöyle yazmış:
Merhabalar, bu gün size yazma ihtiyacı duydum. Öğrencilerle baş edememek beni son derece mutsuz ediyor. Beni eğlence unsuru olarak görüyorlar. Benimle ilgili espriler yaparak eğleniyorlar. Kızdırmaya çalışıp başarılı olduklarında bir kaleyi fethetmişçesine övünüyorlar. Dersine girdiğim öğrenciler çoğunlukla 9. sınıf öğrencileri; çocuk da yetişkin de değiller.
Nasıl yaklaşacağımı bilemiyorum arkadaş gibi yaklaşıyorum mesafeyi tutturamıyorlar. Teneffüslerde gelip elini omzuma atan, koluma giren oluyor. Bağırıp çağıran despot biri oluyorum; bu defa düşmanmışım gibi savaş açıyorlar. Her iki durumda da sözümü dinlemiyorlar. Bir şeyleri yapmadıklarında onlara cezalar vereceğimi söylüyorum, ama çoğunlukla söylediğim cezaları vermediğim için artık beni dikkate bile almıyorlar.
Sınıfta kalma korkusu yok, gelecek kaygısı yok, amaç yok, hedef yok, hiçbir şey yok bu gençlerde!
Bunlara nasıl eğitim vereceğiz biz? Onlar için her şey anlamsız!
Yazdığı bir başka mektupta aynı öğretmen şöyle diyor:
Bu gün kantinde nöbetçiydim: birkaç öğrenci tartışmaya başladılar sorunu anlamak için yanlarına gittiğimde bana, “Siz ne karışıyorsunuz? Biz kendi aramızda hallediyoruz!” diye üzerime yürüdüler; ne yapacağımı şaşırdım. (Bayan olmanın dezavantajları çok lisede- öğretmenin parantezi) ve bir şey yapamadığım, nasıl davranacağımı bilemediğim için kendimi çok aciz hissettim.
Böyle bir durumda ne yapabilirdim?
Gördüğünüz gibi öğretmenler mektuplarda dile getirdikleri sorunlar farklı. Sıkılan öğretmenin mektubu türünden mektuplar alınca iki seçenek düşünüyorum:
Birinci seçenek, “Psikolog Abla-Abi” dilinde yanıtlamak. Şöyle: “Tatlı Öğretmenim, onlara kızma, sevgi göster; o yavrucaklar senden sevgi bekliyor. Öğretmenlik mesleğini seçtiğine göre böyle şeylere hazırlıklı olman gerek. Çok sıkıldığın zaman dışarıya bahçeye çık şöyle derin bir nefes al; hayatında seni mutlu edecek güzel şeyleri düşün. Öğretmen olmak istediği halde öğretmen olamamış dışarıda ne kadar çok genç var, onları düşün. Ve ağlayan, sızlayan öğrencilerine dört elle sevgiyle sarıl; onların bütün istediği senin sevgin. Gönlünü hoş tut sevgili öğretmenim!”
İkinci seçenek bir “bilim insanı olarak” olayı alıp irdelemek. Onu yapmak isteyince iş o kadar kolay gözükmüyor; bilim insanı olmanın verdiği bir yöntem içinde olayın üzerine gitmem gerekiyor. Ve ben de şimdi öyle yapacağım.
Bilimin ilk adımı incelediği nesnenin, olgunun, davranışın verilerini toplamak ve adını koymaktır; buna “ne” sorusunun yanıtını bulmak diyoruz. Sıkılan öğretmenin mektubunda “ne”nin iki tane olguya işaret ettiğini görüyoruz: 1- çocukların sık sık ağlaması; 2. öğretmenin içinin sıkılması, bunalması.
Bilimsel yöntemin ikinci adımı “nasıl” sorusunun yanıtını bulmaktır. Örneğin, çocukların olduk olmadık şeye ağlamasını nasıl açıklayabiliriz?
Küçük çocukların ağlaması genel bir dildir. Yolunda gitmeyen bir şey olduğunu ifade eder: acıkınca ağlar, uykusu gelince ağlar, kucağa alınmak isteyince ağlar, altı ıslanınca ağlar, gazı olunca ağlar. Anne bu genel ağlama dilini duruma göre yorumlamayı bilir ve gerekeni yapar ve bebek hemen mutlu bir bebek olur. Yetişkinin kaygılanacağı, korkacağı, öfkeleneceği, sabırsızlanacağı, hayret edeceği durumlarda küçük çocuk ağlar. Çocuğun ağlaması, ben çaresizim, bir şeyden kaygılanıyorum, korkuyorum ve ne yapacağımı bilemiyorum, anlamına gelir. Çocuk büyüyüp olgunlaştıkça iki şey birden olur: 1. “Çaresizlik” duygusunun yerini “yapabilirim” duygusu ve 2. “Ağlama” davranışının yerini “konuşma” almaya başlar.
Peki, bu çaresizlik duygusu nasıl gelişir ya da yok olur. Çaresizlik duygusu özgüvenin karşıtıdır; yani özgüveni yüksek olan insanda çaresizlik duygusu düşük, özgüveni düşük olanda ise çaresizlik duygusu yüksektir. Geçen haftalardaki yazılarımda belirttiğim gibi, özgüveni yüksek insanın temel duygusu, yaşamda karşıma birçok sorunlar çıkar, ama ben bu bir yolunu bulur onların altından kalkarım, duygusudur.
Bu noktada şöyle bir soru sorabiliriz: Türkiye’de 1. sınıf öğrencileri, benzer durumlarda diğer ülkelerdeki yaşıtlarından daha mı çok ağlıyorlar? Örneğin bir İspanyol ya da Hollandalı ilkokul 1. sınıf öğrencisi silgisini kaybettiğinde ya da evde unuttuğunda bizimkiler gibi ağlıyor mu? Eğer yapılan gözlemler, evet onlar da bizim çocuklar gibi ağlıyorlar, ise o zaman çocukların ağlamasının o yaş grubunda doğal olduğu sonucunu çıkarırız. Yok onlar çoğunlukla ağlamak yerine, “Öğretmenim ben silgimi unuttum, bana yardım eder misiniz?” türünden sözel iletişimle duygu ve düşüncelerini ifade ediyorlarsa, o zaman iki toplum arasında çocuk yetiştirmeden kaynaklanan bir farklılık olduğunu söyleyebiliriz.
Elimde böyle karşılaştırmalı bir veri tabanı yok. Ama çocuklarımızın, özellikle gelişmiş Batı ülkelerinin çocuklarıyla kıyaslanınca özgüvenlerinin daha düşük olduğu kanısı yaygın.
Önceki haftalarda özgüvenle ilgili yazdığım yazıları okuma fırsatı bulamamışsanız okumanızı salık veririm. Çaresizlik duygusu üzerine psikolog Martin Seligman’ın otuz yılı aşkın yaptığı araştırmalar, nevroz türü akıl hastalıklarının temelinde çaresizlik duygusu yattığını gösterdi. Seligman çalışmalarının sonunda “öğrenilmiş çaresizlik” kavramını psikoloji literatürüne soktu. Bu önem verdiğim bir konu ve ilerde bir kitap yazarak irdelemek istiyorum.
Bu noktada şimdi şunu söyleyebiliriz: Demek ki Sıkılan öğretmen 1. sınıf öğrencilerinin çoğunun kendilerini çaresiz hissettiklerini gözlüyor. Öğrencilere, “Çocuklar kendinizi çaresiz hissetmeyin, silginizi evde unutmuş olabilirsiniz, onun çaresine bakılır, ağlamanıza gerek yok,” demekle bu sorun çözülür mü? Hayır. Daha önce söylediğim gibi çaresizlik duygusu özgüven duygusunun düşüklüğünün ifadesidir. Çocukta özgüven düşüklüğü ya da yüksekliği çocuğun içinde yetiştiği ortamdan kaynaklanır. Yani kökleri çocuğun yetişme ortamındadır, öğretmenin bir iki sözü ile özgüven duygusunu değiştirmek olanaksızdır.
Şimdi gelelim Sıkılan öğretmenin kendi sıkıntı ve bunalım duygularına. Bu öğretmen 1. sınıfta bir öğrenci olsaydı sanırım ağlayan çocuklardan biri olacaktı. Çünkü mektubu, “çocukların ağlamasına anlam veremiyorum, ne yapacağımı bilemiyorum, kendimi çaresiz hissediyorum” duygusunu açık seçik ifade ediyor. Bu mektubu yazan öğretmen ağlayan çocuklarla ilişkisinde kendisini öğretmen olarak çaresiz hissetmektedir.
“Öğretmen olarak” çaresiz hissetmektedir dedim. “Öğretmen olarak” ifadesini, genel olarak özgüven eksikliğinden ayırt etmek için kullandım. Bu öğretmenin bu durumda sıkılması ve bunalması bana şunları düşündürüyor: 1. Bu kişi yanlış mesleği seçmiş, temelde çocukları seven birinin onların ağlamalarına farklı gözle bakması gerekirdi. Öğretmenlik mesleğini uygun olmadığı halde istemeyerek seçen biri hem kendi yaşamına hem de öğrencilerine yazık etmiş oluyor ve daha da acısı hem kendine hem de öğrencilerine zarar veriyor. 2. Onu öğretmenliğe hazırlayan eğitim sürecinde temel bir aksaklık ve eksiklik var. Bir öğretmenin çocuklarımızda çok sık gözlenen davranışlarına bu kadar hazırlıksız ve “farkındalıktan yoksun” olması, öğretmeni yetiştiren eğitim düzeninde temel aksaklıklara işaret ediyor.
Bana göre durumun özeti: Özgüveni düşük (mış gibi anababalar tarafından yetiştirilmiş) çocuklarımıza, kendini tanımadan öğretmenliği bilinçsiz olarak seçmiş ve mış gibi bir eğitim kurumundan mezun olmuş birinin hali.
Bazı okurlarım durumu bayağı abarttığımı düşünebilirler; gerçekten öyle yapıyor olabilirim, böyle düşünenlere saygım var. Ama “Mış gibi” durumları ben Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olarak görüyorum ve yeteri kadar konuşulmadığını, irdelenmediğini, üzerinde düşünülmediğini gözlüyorum.
Önümüzdeki hafta Önemseyen ve Disiplin öğretmenlerin mektuplarıyla konuyu irdelemeye devam edeceğim.


kaynak : Prof.Doğan CÜCELOĞLU

"Paranın Değeri ve Gücü" Sorusu

Paranın değeri ve gücünün yönetilmesi konusunda sorduğumuz sorumuza sizlerden gelen yanıtları paylaşıyoruz.
Soru: Yaşam başarısının temel yetkinliklerinden birisinin, “paranın değerini bilmek ve paranın gücünü yönetebilmek” olduğu söylenmektedir. Bu söze katılıyor musunuz? Niçin? Bir anne veya baba olsaydınız, çocuğunuz yukarıdaki temel yetkinliği kazandırmak için ne yapardınız?
Cevap: Evet bu söze katılıyorum çünkü paranın değerini bilip kendinin, ailenin ve insanlığın faydasına harcayabilmek için fenomeni yüksek algılama ve ölçülü yaşamak gerekir. Bir baba olarak bu temel yetkinliği çocuklarıma kazandırabilmek için doğru olduğuna inandığım davranışları ve harcamaları yapar ve ölçülü yaşayarak örnek oluştururdum.
Cevap: yok bence her şey para değildir. Bence akıl olursa para da gelir.
Cevap: Aynen katılıyorum. Para bir su misali hem büyük büyük gemilerin yüzmesini sağlar hem onların batıp perişan olmalarını sağlayabilir. Bütün mesele suda yüzmesini bilmek yani paranın bizi yönetmemesidir. Para akla egemen olursa batmaya kalbe egemen olursa ölüme sebep olabilir.
Cevap: evet katılırım. Kaliteli yaşayabilmek için birçok temel yetkinlik yetisine nail olabilmemiz gerekiyor. Bu yetilerin başında sorumluluk, sevgi, saygı gelir elbette. Para da bir yetkinliktir. Fakat yokluğu yara olmamalı varlığı hırs yaptırmamalı. Sadece hayatın devamı için bir araç olduğu unutulmamalı, yatırım yapmalı, musluk akarken doldurmalı. Paranın gücünü yönetmek bu olsa gerek. Çocuğuma da öncelikle çalışkanlığı aşılardım sonrada tok gözlülüğü. Bunlar olduğu vakit para da sadece olması gereken yerde yer alır ve değerlenir, değerlendirilir ve yönetilir.
Cevap: ne yapardım? çocuğumun altından kalkabileceği, onun gücünü aşmayan bir işle uğraşıp para kazanmasını sağlardım. Sanırım kendi emeğiyle kazandığı zaman paranın değerini bilir ve parasını yönetme yetkinliğini kazanırdı.
Cevap: Evet, katılıyorum. Çünkü günümüzde sevgi gibi manevi değerler hariç her şeyin parayla ölçüldüğü gerçek. Parayı yönetebilmek hayatta kalmak için, paranın gücünü yönetmekse paranın kölesi olmamak için şart. Eğer baba olsaydım çocuğuma kendi harçlığını verimli kullanması için bilgi ve motivasyon desteği sağlayarak yetkinlik kazandırmaya çalışırdım. Yaşı ilerledikçe de bir öğretmen gibi temel muhasebe ve ekonomi bilgilerini öğretirdim. Paranın kölesi olmaması içinde Doğan Cüceloğlu gibi psikologların, Erich From gibi düşünürlerin kitaplarına yönlendirirdim.
Cevap: Ben bu söze katılıyorum. Yaşam başarısının temel etkinliklerinden birisinin paranın değerini bilmek ve paranın gücünü yönetebilmek adına davranışlarımla örnek olmaya özen gösteririm. Aslında bir çok insanı paranın yönettiğini anlatırdım. Para için sevdiği mesleği yapmayıp mutlu olamayan insanların varlığından söz ederdim. Paranın bir amaç değil yalnızca bir araç olduğunu hissettirirdim. Hatta parayı kimlerin bulduğunu ve nasıl bir değişim aracı olduğunu anlatırdım. Para olmadığı zamanlar alışveriş yapmış insanların parasız nasıl bu işi gördüklerini iki kilo una beş kilo süt ile değiştirildiğini anlatırdım. Çocuğuma parası hakkında neler düşündüğünü sorardım. Ne işe yaradığını anlatmasını isterdim. Parayı yönetmesinin ve kullanmasının yine kendi elinde olduğunu harcarsa azalacağını ama hepsini harcarsa ne yapması gerektiğini anlatırdım. Önce en gerekli ihtiyaçların giderilmesi için bir liste hazırlamasını söylerdim ve harcamayı yine kendisinin yapmasını öğretirdim.
Cevap: Para benim için bir araçtır. Hayatım boyunca hiçbir zaman amacım olmamıştır. Ama bu söze katılıyorum. Parayı güzel ve güzel amaçlar için kullanmak ve gelirimizi ve giderimizi dengeli yönetebilmek bir beceri, bilinç gerektirir. Tüketim bombardımanı yapılan bir toplumunda bu ölçüyü tutturamamak bir ilişkiye çok büyük sorunlar getirebilir. Bir anne, eğitimci ve aileme gelir getiren biri olduğum için bu sorunuza kolaylıkla yanıt verebilirim. Çocuğa daha küçük yaşlarda (haftalık ya da aylık) harçlığını bütün olarak verir, harçlığı verdiğimiz zaman süresince doğru amaçlar için kullanmasını öneririm. Harçlığın miktarını çok verip abartmam. Çok az verip zor duruma düşmesini, çok gerekli ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelmesini de istemem. Paranın azı da zarar, çoğu da! Dengeli olmak ve nasıl kullanması gerektiğini çocuklarımıza daha küçük yaşlarda öğretmemiz gerekir. (Elbet bizim de onlara iyi model olmamız, ayın sonunu dengeli getirmemiz gerekiyor. Çocuklarımıza söylüyor kendimiz yapmıyorsak bu söylediğimiz söz önemini yitirir. Kişisel bütünlük içinde davranmamız gerekir.)
Cevap: bana kalırsa bu söz maddiyata yönelik bir yaşam felsefesi içeriyor. Yaşadığımız dünyada çoğu zaman insanlar hayat kalitesini maddi bir ölçü bir değer çerçevesinde bakmış bu biraz gerçekçi birazda gri bir bakış açısı. Gerçek diyorum çünkü yaşadığımız dünyada yaşam kalitesi parasal güçle ve onu idare edebilmekle endeksli. Sonradan görme diye isimlendirdiğimiz kimi insanlar geçtikleri süreci inkar edip beğenmişlik maskesi takınıyorlar ve kibirleniyorlar bu tip insanlar paranın gücü altında ezilmektedir ama hem kendileri ezilir hem çevresini bu kaosa katarlar lüks yaşamlar hak ihlalleri faşist yönetimler hep paraya tam hakimiyet kuramayan kitlelerin hegemonyalarıdır. Paraya tam hakimiyet kurabilen insan yaşam sürecini inkar etmeyen ne oldum delisi olmayan empatik kişilerdir. Gridir dedim çünkü dünyamız sadece bizim algıladığımız kadarıyla ibaret değildir, hayat bir habitattır canlı cansız tüm varlıklar bir iletişim içindedir bu iletişimi fark edememek dünyaya at gözlüğünden bakmak olur. Ben iyi ana baba olmanın ilk kuralının tabiatı sevmek ve onu korumak ve bu desturu gelecek neslimize aşılamakla mümkün olacağına inananlardanım.
Cevap: bu söze katılıyorum. Ama bu yetkinliğin yaşam başarısı için o kadar da temel bir yetkinlik olduğunu düşünmüyorum. Evet, günümüzde büyük düşünüp bir şeyler yapmak isterseniz elbette paraya ihtiyacınız olacak, ama siz yapmak istediğiniz şeyi, başka yetkinliklerinizi kullanarak ve de işin mali boyutuyla hiç ilgilenmeden de yapabilirsiniz. Bu belki de parayla halletmekten çok daha güçlü ve kalıcı bir sonuç ortaya çıkarabilir. Bu geniş ufuklu kişinin yapacağı iştir. Fakat paranın da pratik olarak çözüme ulaştırabileceği açık. Bir baba olsaydım çocuğuma önce iyiliği, iyi insanlara oturup kalkmayı, okumayı, iletişim kurmayı vs öğretirdim. Ona normal bir insan gibi yaşarsa 50-60 yıllık ya da 3 günlük ömrü olduğunu söyler, bu yüzden de hedeflerinin pahalı bir arsada villalar yapmaktan öte geçmesini öğütlerdim. Tabi bunları söylemekten ziyade, onun önünde söylediklerim gibi hareket edersem ,yani dediklerimle yaptıklarım uyuşursa onun bunları düstur edinebileceğinin bilincinde olmam gerektiğini bilmeliyim.
Cevap: ben bu söze katılıyorum. İster zengin ister fakir ol ama parayı nasıl kullanman gerektiğini bilmezsen hep kaybedersin.çocuğuma bu yetkinliği kazandırmak için elindekilerin değerini bilmesini öğretirdim. Hayatın bütün gerçeklerini yalın olarak göstermeyi denerdim.bir milyarderin bir gecede ne kadar para kaybettiğini veya kazandığını,bir fakirin yıllar boyu nasıl çırpınıp para kazandığını veya süründüğünü örneklerdim. Buradan da anlaşıldığı gibi gerçekleri algılamak kolay olmasa da elimden geleni yapardım. Çünkü şu an yaşadığımız dünyada para çok önem kazanıyor ve bizde buna kayıtsız kalamıyoruz,elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz...
Cevap: kesinlikle katılıyorum çünkü, günümüzde maddiyatın öneminden dolayı insanlar paranın esiri olabiliyor ve para bir araçken amaç haline geliyor. Bu nedenle insan parayı yöneteceğine, para insanı yönetmeye başlıyor. Bu kişilerin yasam başarısını da etkiliyor. Çünkü, sadece parayı amaç edinmiş bir insan daha da hırslanır. Bu hırs büyüdükçe kişinin doğru yoldan kaymasına neden olur ve çevresindeki kişileri ondan uzaklaştırır. Kişi bunun farkına varmazsa durum daha da vahimleşir. O kişi artık yaşamında başarılı olmayan kuru bir zenginlik içinde, yalnız bir insan haline gelir.
Cevap: Kesinlikle katılıyorum. Paranın değerini bilirsek ona ulaşmak için ve harcarken doğru olanı yapmaya çalışırız. Onlara harcamaları için haftalık para veriri idareli olmalarını istiyorum. İki çocuğum var ve paranın zor kazanıldığını kolay harcandığını öğretmeye çalışıyorum.
Cevap: kesinlikle katılıyorum. İnanın paranın gücünü insanlara kullanmak istemezdim. Parayı iyi ve doğru yerde, doğru ve değer insanlara harcamayı tercih ederdim.
Cevap: katılıyorum çünkü değer bilmeden ve elindekini iyi yönetmeden istediğin hedefe ulaşamazsın. eğer bir ebeveyn olsaydım, 23 yaşındayım, su ana kadar özellikle babamın bana öğretmiş olduğu gibi çocuğumu, küçük yaşından itibaren harçlık verme yöntemi ile sorumluluk almasını, elindeki ile yetinmeyi öğrenmesini, önceliklerini öğrenmesini, sadece kendini düşünmeyip olmayanlarla elindekini paylaşmayı öğrenmesini ve bunun gibi daha birçok bilgiyi öğretirdim, kısıtlayarak değil, özgür bırakıp, düştükten sonra kalkmasını öğretirdim! geriye donup şuan nerde olduğuma bakıyorum da, böyle sevgi dolu bir aileye sahip olduğum için çok şanslıyım ve özellikle babam ve babaannemle gurur duyuyorum!! babamın bana iş hayatına başlarken söylediği bir sözle yazımı noktalamak istiyorum; kıyafetlerinle karşılanır, düşüncelerinle uğurlanırsın!!
Cevap: Söze kesinlikle katılıyorum. Çünkü gerçekten hayatta başarının yollarından olan parasının kıymetini bilme ve paranın gücü ile yapabileceklerinde usta kişiler toplumda sürekli saygın bir yere sahiptirler. Ben anne olarak hem kendi öz çocuklarıma öğretmen olarak da sınıftaki manevi evlatlarıma öncelikle tasarrufun önemini bu bağlamda parasının değerini bilmeyi uygulamalı kazandırmak çabasındayım. Zaman zaman da paranın gücü hakkında açıklamalar ve öyküleyici anlatımlar yapmaktayım. Günümüz toplumu için genel geçer ve yeter şartlılıktır diyorum. Ama tek başına da hiç bir şey değildir. Öncelikle güçlü bir maneviyata sahip olmalıyız işte bu olunca gerisi kendiliğinden geliverecektir.
Cevap: inanmıyorum çünkü paranın değeri yoktur para benim için sadece araçtır. Paranın gücüne inananlara sorarım ki bir annenin şefkatini hangi para ile karşılayabilir?
Cevap: evet ben katılıyorum çünkü para gerçekten bazı yerlerde zor kazanılıyor bazı yerlerde ise çok kolay onun için paranın zor kazanıldığı yerlerde kişi gerçekten paranın değerini biliyor bunun babamdan biliyorum ama paranın değerini bilmesi gerekir bence ama para sevilmemelidir çünkü parayı seven insan harcamaya kıyamaz onun için o kadarda sevilecek bir şey değil bence, diğer soruya gelince ise eğer paran varsa en güçlü sensin şu söze bazen inanıyorum paranın açamayacağı kapı yoktur ama işte şu lanet para seni her yere götürür her türlü ortama sokar o yüzden harcamasını iyi bilmek gerekir diye düşünüyorum. Zaten paran olunca birçok dostun ve arkadaşın oluyor, bunu çok gözlemledim üniversite okuduğum için bu sorunla çok karşılaşıyorum maalesef.
Cevap: Parasız bir yaşam tabi ki mümkün değil. Ama bunu hayatımızda çok önemli hale getirmenin de bize mutluluk getirmeyeceğini düşünüyorum. Kısmen olarak bu düşünceye katılıyorum. Çünkü parayı kullanabilmek yani bir plan yapmak bir nevi rahatlatır insanı. Günümüz koşulları düşünüldüğünde aylık maaş alan insanların aylık harcamalarını hesaplayarak ona göre akıllıca hareket etmeleri o ay boyunca biraz daha huzurlu olmalarını sağlar. Bir anne olsaydım çocuğuma verdiğim parayı ne kadar süreyle verdiğimi söyler ona göre harcamasını söylerdim. Eğer zamanından önce harcamışsa ve ihtiyacı varsa süre bitene kadar vermezdim. Yaptığı şeyi anlaması için. Ama hani derler ya ’Uzaktan davulun sesi hoş gelir’. İleride daha etkin olacağını düşündüğüm şeyler olursa onları uygularım.
Cevap: katılmıyorum, para ile ilişkim hiç iyi olamadı çünkü insanları tüketime yönelttiğini düşünüyorum. Manevi üretimden uzaklaştırıp tembelleştiriyor. Keşke para icadı öncesi takas döneminde farklı sentezler gelişebilseydi.
Cevap: bu söze evet katılıyorum. bir insan değerini bilmediği bir nesneye sahip olmak için çaba harcamaz, harcasa bile bu çabanın da değerini bilemez. boşa çaba sarf etmiş gibi gelir kendisine ve mutsuz olur. Diğer yandan paranın gücünü kontrol etmek çok önemlidir. Eğer paranın gücü sizi kontrol ederse kendi hayatınızı yaşayamazsınız, para için ve onun yönlendirdiği şekilde yaşarsınız, bu da tabii ki mutsuzluk getirir.
Cevap: insanları sürekli çalışmaya itiyor bu zihniyet. Bizim de zihnimize kazınmış ve sürekli para kazandıkça daha güçlü olacağımıza inanıyoruz. bu çok yanlış bir zihniyet. bence kültürün yarışı olur ama paranın yarışı olmaz. dikkat ederseniz hep çevrenizdekilere ya da izlediğiniz filmlere kültürle insanları ezmezler genelde hep parayla kurulan bir sınıf ayrımı vardır, tarihte de görürsünüz bunu filmlerde de hayatınızda da. adeta beynimize kazımışlar para kazanma hırsını. halbuki ademden bu yana insan oğlu eşit yaratılmıştır neden bunu unutuyoruz parayla ne güç olur ne de paranın gücü vardır. biraz silkinip kendimize gelelim bu paranın gücü hikayesini insanoğlundan başkası çıkartmadı bu para yüzündendir ayrıca dünyanın tüm çirkinlikleri savaşlar, hırsızlıklar, bedenini satmalar daha aklınıza gelebilecek her şeyin asil temeli para günümüzde. para kazanma hırsından insanların yapmadığı çirkinlikler kalmadı. biraz içimize dönelim manevi şeyleri insanlar hiçbir para birimi ve miktarıyla satın alamazlar. satın alınamayacak şeylerin peşinden koşalım. sevginin, aşkın, bağlılığın, dostluğun, kardeşliğin.
Cevap: aile içinde, uydurmadan da olsa bazı yarışmalar açıp bu yarışmaları kaybetmesini sağlar ve parasının elinden nasıl gittiğini yaşatarak anlatmaya çalışırım. örneğin aylık ödüllü aile içi kitap okuma yarışması.
Cevap: Elbette katılıyorum. Bir anneyim ve iki kızımın da paranın değerini bilmesi ve gücünü yönetebilmesi için hakkıyla elde edilmesi gerekliliğini anlatmaya çalışıyorum. Büyük kızım 8 yaşında org çalmaya başladı ve 2 yıl boyunca ders aldı. Kardeşi aynı yaşa geldiği zaman ona da ders aldırmayı düşünüyorduk. Yaz tatiliydi. Bir sabah baktım ki büyük kızım kardeşine org öğretmeye çalışıyor. O an aklıma geldi ve kardeşine onun ders verip veremeyeceğini sordum. Kabul edince ona bütün bir tatil boyunca verdiği her ders için ücret ödedim. O tatilin sonunda küçük kızım sanki bir müzik öğretmeninden ders almışçasına org çalıyordu. Okul açıldığında müzik öğretmenine ablasından ders aldığını söyleyince öğretmeni önce gülmüş. Daha sonra bizimki derste çalmaya başlayınca okuldan beni aradı ve 11 yaşındaki bir çocuğun 8 yaşındaki bir çocuğa böyle öğretebilmesine ve onun da öğrenebilmiş olmasına hayret ettiğini söyledi. Öğretmenin tavsiyesi üzerine geçen yıl piyano aldık. Şimdi ikisi de piyano çalıyor. O yaz benim kızım bir şey bilmenin ve bunu kullanabilmenin kendisine para kazandırdığını öğrendi. Paranın emekle, sabırla ve çalışmayla hak edildiğini gördü. Tabii kardeşi de. Kazandığı para onun bugüne kadar ki en değerli harçlığıydı. Başka zaman parasını sağa sola bırakırken, o parayı cüzdanında özenle sakladı.
Cevap: katılmıyorum. Başarı olmayanları oldurmak demek değil midir?
Cevap: Öncelikle parayı tanımlamanın tek yolunun, paranın kazanılma yollarının açıklanması tanıtılması ile gerçekleştirilebilir. Parayı hazır sunarak, ondan bunun değerini bilmesini beklemek bir hayli uzun bir yoldur.
Cevap: İstemesem de katılmak durumundayım, çünkü onsuz maalesef olmuyor, ancak mutlak anlamda bir nüans ile birlikte; paranın esaretine tanıklık etmeyecek ve yaşamla araya alınmayacak kadar. Tutumlu olması için yollar geliştirmesinin ne denli önemli olduğunu, yaşamsal edinimler ile göstermek isterim.
Cevap: Paranın değeri bizim için onu kazanmaya harcadığımız emek, güç ve zamanın değeri kadar. Emeğimiz ne kadar değerliyse para da o kadar değerli.
Cevap: ben katılıyorum. bir ebeveyn olsa idim, çocuklarıma varlık içinde yokluğu da öğretirdim, ki o zaman insan bugününün yarınını da düşünebilir bence..
Cevap: temel yetkinliklerden BİRİ olduğu doğru. Bana göre yanlış anlaşılan, parayı yönetebilmenin tek yaşam yetkinliği yada yaşam yetkinliklerinin başında geldiğinin sanılması. Dünyada yaşadığımıza göre, para önemlidir ama tek önemli şey ya da en önemli şey değildir. Çocuğum için aylık bir miktar belirlerim, ekstra durumlarda yardımcı olurum ama keyfi durumlar için taviz vermeyip, biriktirmeyi ve emekle elde etmeyi tatmasını sağlarım. Ekmek elden su gölden yaşayan insanlar parayı yönetemez. Ben üniversitedeyken şöyle bir şey yapardım, eğer haftalık harcamamın altında harcamışsam o hafta sonu kendime ödül verir, mesela sinemaya giderdim. Onun da bu keyfi yaşamasını isterim.
Cevap: katılıyorum. hayatımızda parayı amaç haline değil, bir araç haline getirmeliyiz. çocuğuma da paranın bir araç olduğunu öğretirdim ona.
Cevap: evet ben bu söze katılıyorum çünkü parayı kontrol etmesini bilmeyen bir bireye ne kadar verirseniz verin o parayı aynı gün içinde yer bitirir benim düşüncem küçük yaşta para kontrolünü parayı nasıl kullanmasını öğretmemiz lazım tabi hep bizden değil birazda kendi çocuklarımızın içinden gelmeli.
Cevap: ben çocuğuma paranın değerini öğretebilmek için doğru yaşı beklerdim. Bu yaş 5-6 yaştır. Çocuk bu yaşta bilinçlenmeye hazır, her şeyi öğrenmek isteği ile dolup taşar. Ben çocuğumu çalıştığım iş yerine götürürdüm ve ’bak ben bu işleri yaparak para kazanıyorum, sen de bana yardım edersen ne kadar zor bir çalışma karşılığında para aldığımı göreceksin’ derim. Ve bana yardım ediyor hissini vererek ona orda iş yaptığını inandıracak şeyler veririm ’al bunları bana biraz yardım et olur mu:?’ derim. O da günün sonunda yorulacağı için beni anlayacağına inanıyorum. akşam eve gittiğimde ’çalışmaların nasıl gitti, yorucu muydu’ gibi sorularla onun düşüncelerini alırım. Daha sonra ’para kazanmak gördüğün gibi kolay değil onun için verdiğim paraların değeri bilerek öyle harcamanı istiyorum senden, paranı harcarken bütün gün yaptığın yorgun çalışmaları hatırlayarak harca lütfen’ derim.
Cevap: çünkü paranın değerini bilen ve elindeki parayı yönetebilen insanlar hayatın sadece para olmadığının farkına varırlar ve hayatı para gayesi dışında dolu dolu yaşarlar.
Cevap: Evet katılıyorum. Ben çocuklarıma düzenli harçlıklar vererek onların, paralarını kendilerinin kontrol edebilmelerini sağlamak isterim. Fazladan vereceğim paraları ise bir ödül olarak vermeyi yeğlerim. Ayrıca ailemizin ekonomik durumu ile ilgili paylaşımları da sağlayarak onun verdiğimiz harçlıkların makul düzeyde olduğunu anlamasını sağlarım. Paranın değeri ve önemini anlatır fakat paranın satın alamayacağı şeylerin hayati değer taşıdığını anlatırım.
Cevap: bu söze katılıyorum. Paranın gücünü yönetebilsin ki paranın gücüne yenik düşmesin. Yani para ona değil, o paraya hükmetsin
Cevap: Paranın gücünü yönetebilmenin büyük başarı olduğu konusuna kesinlikle katılıyorum, olabilecek en kötü sonuç sanırım para tarafından yönetilmek. Küçük kağıt parçalarının insanları nasıl komik durumlara düşürdüğü, hatta bazılarını yaşamın temel amacının para kazanmak-biriktirmek olduğunu sanan insanlara dönüştürdüğü, insanların uğruna ne büyük hilelere başvurduğu ve maalesef ki yokluğunda türlü suçlara sebep olan büyük bir güç. Yaşamı onunla birlikte idare ettirmek durumundayız, kaliteli bir yaşam sürmek için gerekli evet fakat bir çok kişi hala sahip oldukları maddi kazançların yaşamdaki asıl başarı olduğunu sanıyor. İsmini net hatırlamıyorum; eski büyük imparatorlardan biri, ölmeden önce yardımcılarından, cenazesinde ellerinin tabutun dışına çıkarılmasını istemiş ve aslında büyük ülkeleri fethetmiş bir fatih olarak, kendisinin bile ölürken ellerinin boş olduğu mesajını vermek istemiş. Demek ki tek başımıza bir ülkeye bile sahip olsak, söylenecek başka ve asıl şey para değil. Tek başına manevi huzur da yaşamı kolaylaştırmıyor. Kısaca para kalite sağlamalı. Ben kızıma zaman zaman bir miktar para verip (yaşı oldukça küçük olmasına rağmen) elindeki paranın karşılığında neler alabileceğini detaylıca anlatıyor ve onun bir seçim yapmasını istiyorum. Ya da başka bir alternatif olarak uzak bir zamanda daha farklı veya daha pahalı bir tercih yapabileceğini fakat bunun için şu anda onu kullanmayıp saklaması gerektiğini anlatıyorum. Her zaman seçim ona ait. Bir gün doğruyu da yanlışı da kendisi anlayacaktır zaten. Ben tecrübe kazanmasına yardımcı oluyorum sadece.
Cevap: evet katılıyorum insanin bir çok başarı elde etmesinde engel örneğin başarılı bir öğrenciyim. harcadığım 1 liranın bile hesabini yapıyorum. Rusça Japonca ehliyet kurslarına gitmek istiyorum ama tek engel para. azimliyim ailemi düşünen değer yargılarına bağlı bir insanim. 2.soru ailemin bana sunamadığı fırsatları çocuğuma sunabilmek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Cevap: bu söze katılmıyorum. bu söz beni ve ailemi hiç ilgilendirmiyor. Çünkü gücünü yönetmek zorunda olacağım kadar param olmadı. Olmasını da hiç istemezdim. Çünkü eşim ve çocuklarımla çok mutluyum. Yıllardır çocuklarımın eğitimi için para biriktirdim. Kendimi çok zengin hissediyorum. Çocuklarım dan anne olarak bir tane isteğim var. O da ileride mutlu olacakları işi yapmaları, ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını, amaçlarının ise; çok zengin olmak değil, çok sevilen ve çok saygı duyulan insan olmak. Olmalıdır. Çünkü vatanını en çok seven işini en iyi yapan insandır. Bu ilke benim yaşam felsefemdir. Ben çok zengin ve mutluyum. Huzur ve Mutluluk benim gibi düşünenlere, para da zengin olmak isteyenlerin olsun.
Cevap: Paranın önemini bilmek parasız kalmamak ve yaşamını idame ettirmek için tabi ki gerekli. Bunu yok saymak gerçekçi olmaz. Paranın esiri olmadan, parayı mutluluğun bir aracı kılarak yaşamayı amaçlamalı insan bence. Ben kızıma parasının kıymetini bilmesi ve paranın kolay kazanılmadığının, emek verilerek kazanıldığını anlaması için haftalık vermeye başladım. Kızım birinci sınıfta. Okulda yemekhaneden yemek yiyor. Hafta sonları ve hafta içleri bir ihtiyacı olduğundan artık benden bunu al anne demiyor. Parası varsa alıyor, yoksa parasını biriktirerek istediğini alıyor. Haftalık vermeye başladığından beri," anne bunu almayayım bu çok pahalı", ya da ben bir şey alacaksam bana "sen bunu alma anne buna çok para verirsin" demeye başladı. Benim de istediğim buydu.
Cevap: ilk önce para kazanabilmek için meslek sahibi olmak gerektiğini ve bunun içinde ders çalışmanın gerekli olduğunu anlatırdım. Ayrıca paranın kolay kazanılmadığını ve paranın yaşam için ihtiyaç olduğunu anlatırdım. Hayattan örnekler gösterirdim. Çok para harcamanın zararlarını anlatırdım.
Cevap: evet kesinlikle katılıyorum. Yaşamımızı sürdürmek ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için paraya ihtiyacımız var. Tabi eğer yetişkinsek bunu kazanmak zorundayız. Kazandığımız parayı harcarken zorunluluklarımız ve ihtiyaçlarımız vardır. Ev kirası, ev giderleri, aile üyelerinin giderleri gibi birde sosyal yaşantı, keyif için harcanacak olan bir para vardır ki bu hiçbir zaman zorunlu olanların önüne geçmemelidir ve bence kişi her zaman kendini ve ailesini güvence altına almak için parasını biriktirmeli ve değerlendirmelidir. Şu ana kadar para hırsına hiçbir zaman kapılmadım yani bana yetenin üstünü hiç istemedim hatta tasarruflu bir insanım bile diyebilirim. Bana göre para sadece bir araçtır. Benim için fazlası benim kişiliğimde bir etkiye yol açmaz sadece gelecek için rahatlatır.
Cevap: para hayatımızda önemli bir yeri olan ve kolay elde edilemeyen bir değişim aracı. Zor elde edilen ve hayatımıza da önemli bir yeri olan bir kaynak olduğu içinde ’paranın değerini bilmek ve paranın gücünü yönetebilmek’ hayatın temel yetkinliklerinden birisidir. Özellikle çocuklarıma bu konunun önemini anlatırken insanların hayatını nasıl daha yaşanılabilir ve mutlu kılmanın önemli bir yolu olduğunu belirtip onların günlük yaşantılarında da bunu yaşayabilmeleri için elimden geleni yaparım. Temelinde paranın sadece bir araç olduğunu doğru kullanıldığında insanların hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürebilmelerini ve daha fazla insanın mutlu kılınabileceği gerçeğini öğretirdim.
Cevap: eğer bir çocuk yetiştiriyorsam insanları paralarıyla değil kişilikleri ile değerlendirmesi gerektiğini öğretirim ona. çocuğuma parayı kullanmasını öğretmek için ona harçlığını haftalık olarak verebilirim mesela. tabi bu konu da çok katı olmamak lazım. Avrupa’da ki ailelerin uyguladığı sistemi çok güzel buluyorum evde yapılan bir iş karşılığı çocuğa harçlık vermek ya da part time işlerde çalışarak özel ihtiyaçlarını karşılaması paranın nasıl kazanıldığını ve değerini öğretmek için çok iyi.
Cevap: Bu söze içtenlikle katılıyorum. Ben bir üniversite öğrencisiyim. Memleketimde okuyorum. Dışarıdan birçok arkadaş var. Bu arkadaşların çoğu maddi sıkıntı çekiyor. Bence bunun nedeni paranın yönetilmesindeki güçlüktür. Elerinde olan son parayı bazen hiç düşünmeden boş bir eğlenceye verebiliyorlar. Sonra da ailesinden yine para istiyorlar. Aileleri de çocuğum parasız kalmasın diye kendisinin ihtiyacı olduğu halde gönderiyor.
Cevap: hem katılıyorum hem katılmıyorum. Para insanların yaşamlarında önemli bir unsur ama bir yandan da sadece bir kağıt parçası bana göre ise ne yazık ki yaşantımızı sürdürebilmek için ona ihtiyacımız var. bir psikiyatrinin söyledikleri benim hayatımda çok önemli yer etti. hayatınıza 6 sıfır koyun bunlar para altın mücevher vs olsun başa da 1 koyun 1 de sağlık mutluluk ve huzur olsun 1 i atın sıfırların hiçbir şey ifade etmeyeceğini göreceksiniz demişti benim düşüncelerimde aynı ama ne yazık ki parasız da mutluluk olmuyor.
Cevap: katılıyorum, paranın yaşamımızı sürdürebilmek için ve maalesef söz sahibi olabilmek için gerekli olduğunu düşünüyorum. Ancak paranın bizi yönetmesini değil, biz parayı yönetmeliyiz. Çocuklarım henüz paradan anlamayacak kadar küçükler ama açıkçası bu konuyu nasıl anlatabilirim bilemiyorum.
Cevap: Yaşam başarısından ne anladığımız bu sorunun cevabına yardımcı olabilir. Ben yaşam başarısının para ile ilgili olduğuna inanmıyorum. Öyle olsaydı çocukların o mutlu ve neşeli halini göremezdik. Diyorum ki; yaşam başarısı hayatımızın tüm alanına çocukluğumuzun güler yüzlü ve neşeli anlarını yaymaktır. Tabii üzerine biraz da erdem ve olgunluk katarak. Erdem ve olgunluk için kültürümüzü artırmamız ve bol kitap okumak gerektiği, bu işin sonunun paraya dayanacağı düşünülebilir. Fakat biz elimizdeki imkanları kullanıyor muyuz? örneğin şehir kütüphanelerini. Bu iş para değil hayata bakış açımıza bağlıdır. Dünyadan çok zengin insan geçti ama yaşam başarısını kazananlar bu günlere eser bıraktı ve anılan onlar oluyor.
Cevap: Bu söze katılmıyorum. Yaşam başarısı insanların değerini bilmek ve onlara önem vermekle başlar. Çocuğuma önce özgüven kazandırırım ve onu her zaman desteklerim. kendine güveni olan kişinin başaramayacağı iş yoktur. Önce öz güven.
Cevap: Evet paranın kıymeti bilinmeli. Ama kölesi olunmamalı. Biz parayı yönetmeliyiz, para bizi değil. Anne olsaydım, çocuğumu kaygılandırmak yerine ona özgüven sağlardım. Çocuğumun kararlarına ve kendisine saygı duyardım. Bir çocuk nasıl yetişir ise öyle yaşar. İyi bir gelecek görmek istiyorsak saygı duymayı bilmemiz gerek. Çünkü saygı olmadan hiçbir şey olmaz.
Cevap: Bu söze katılıyorum ve çocuğuma paranın değerini anlaması için ona kendi bütçesini oluşturmasına izin verir her hafta belli bir para verirdim. Parası bittiği zaman da ona tekrar para vermem onu nasıl idareli kullanmasını öğrenmesi için. Ta ki diğer para günü gelene kadar. Tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi biz nasıl devamlı hesaplayıp harcıyorsak o da bunu öğrensin ve paranın ne kadar önemli olduğunu anlasın.
Cevap: bu söze katılıyorum; çünkü günümüzde etkin güç para. Yok olduğunda değer kaybedersin var olduğunda da tutmayı ve yönetmeyi bilmezsen göçüp gidersin. Paranın neye, ne zaman ve ne için harcanacağının bilinmesi gerekir. Günümüzde 10 milyon için insan öldürenler var yani savurgan olmamak tutumlu olmak (her konuda)baş koşuldur. Ben anne olsaydım daha küçük yaşlarda çocuğumun her isteğini yerine getirmez neyin iyi neyin kötü olduğunu ona öğretmeye çalışmakla adım atardım. Daha sonra kendinden daha kötü durumdaki çocukları göstererek ona para kullanma bilincini aşılamaya çalışırdım ilk koşul çocuklar ilk olarak anne babayı örnek alırlar o yüzden kendim örnek teşkil etmek isterdim. Sorularına doğru cevap vermek için kendimi yetiştirirdim.
Cevap: katılıyorum. Çünkü insanin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için hayatta kalması için insanlar zorluklara katlanır. Yaşam savaşı verir. Her insan yaşam mücadelesi verir. Bu eğer Türkiye’de yaşıyorsanız. çalışmayan kimseye ekmek vermez. Paranın değeri bir nevi burada başlıyor. İnsan ilk önce kendisi için yaşar, emek eder, bir şeyler kazanmak, elde etmek ister. Paranın gücünü yönetmek ise kişiden kişiye değişir. kimisi sadece kendini geçindirmek kimisi bakmak zorunda oldu bir aile. kimisinde ise para hırsı. Ben anne olsaydım çocuğumu ilk önce iyi bir eğitim süzgecinden geçirirdim. İlk eğitim ailede başlar. Ben çocuğumu eğitim süzgecinden anne baba sevgiden mahrum etmemişsem o zaten paranın değerini anlayacaktır. İnsan paranın değerini anlıyor ya yoksulluktan varlığa geçtikten sonra ya da varlıktan yoksulluğa düştükten sonra. Paranın değerini değil ilk önce insan değerini bilmek gerekiyor. Para insanin mevkisini yüceltiyor ama insanlığını asla.
Cevap: ben 19 yaşındayım. Bana göre her şey para değildir. Ama benden büyük olan. İşsiz bir arkadaşım ve üniversite mezunu, her şeyin içinde paranın olduğunu anlatır hep bana. Ben üniversite birinci sınıftayım daha. Tabi ki değerini de bilmeli.
Cevap: çocuğuma, paranın değerini bilmesi için hak etmeden maddi değeri yüksek olan istediklerini almazdım. Paranın gücünü yönetebilmesi için de parasını harcamasına karışmaz, zaman zaman parasız kalsa da seyirci kalırdım. Kendi yaşantımızdan ve gözlemlerimizden yola çıkarak bilinçli olarak para konusunda çok sıkıntı çekmemesini, ama parasını kendisinin kullanmasını istedik. Bittiği zaman parayı aramayacak şekilde de yaşamasını öğrensin istedik. Paranın esiri olmasın dedik. Parayı güç olarak görsün ama araç olarak kullansın istedik. Hayata atıldığında, sorumluluk sahibi olduğunda göreceğiz, doğru mu yapmışız, yanlış mı? Çünkü maddi gücü iyi olmayan ailelere sahiptik karı-koca olarak ve kendimize baktığımızda, parasızlığın bizde yarattıkları eziklikler, zaman zaman kendimize güvenimizi bu nedenle ortaya koyamayışımız çok şeyler kaybettirdi bize. Parasızlığın bizde olumlu yönü ise, hırslı, tuttuğunu koparan, her işini kendi halleden kişiler olmamız. Bu nedenledir ki kızımızın parasızlık karsısında ezik kalmamasını, ama parası olsa da mağrur, kibirli davranmamasını öğretmeye çalıştık.
Cevap: evet. Çünkü paranın seni yönetmesini engellemek için senin onu yönetmen gerekir.
Cevap: paranın değerini bilmek diyorsak eğer, parayı bir değer olarak ele alıyoruz demektir. Bu durumda yeryüzünde değer olarak hayatımızda olması kaçınılmaz olan her şey bizim için önemli olmalıdır. Para hakkında maddesel bir takım önyargılarım olmasıyla beraber, yaşamdan zevk almak ve başarıya ulaşmak istiyorsak ön yargılarımızı bir kenara bırakarak bizimle bağlantılı her şeyin değerini bilmek gerekir diye düşünüyorum. Bu para olsa bile. Paranın gücünü yönetebilmek içinse önce kendi gücümüzün farkına varmalıyız diye düşünüyorum. Kendi gücüne inananlar dünya üzerindeki her şeyi yönetebilme yetisine sahip olanlardır. Dolayısıyla bir anne olsaydım eğer, çocuğuma da kendi gücünü görebilmesi için yardımcı olmaya çalışırdım galiba. Ona, yetinebilmek ve yönetebilmek arasındaki ilişkiyi anlatabilirsem ne mutlu bana.
Cevap: bir nevi haklıdır ama bu en temel başarının yapı taşı değildir. Başarı sadece parayla kazanılmaz. Böyle bir çocuk yetiştirmek istersem yaptığı her işte kendisine ’’bunu yaptın ama bu işten çıkarın nedir??? Neden çıkarın olmadığı bir işe giresin ki??’’ Sorularını sorardım ve bunu canlı olarak görmesi için kendim de örneklik yapardım.
Cevap: Emek karşılığı elde etmenin güzelliğini yaşatırdım.
Cevap: Yaşam bizim için bir sürü engelle dolu ve her defasında bizi belki biraz daha güçlü kılmak için yada bizi tamamen alt etmek için türlü oyunlar oynuyor. Bu oyunlarda biraz daha güçlü olabilmek için ekonomik şartların normal olması gerekiyor. Çünkü bu olmadığında çocuklar yanlış yönlere sapabiliyorlar ve aileye tamamen zıt bir çocukluk geçirebiliyorlar. Ailem bize paranın nasıl kullanılacağı konusunda hep iyi birer örnek oldular. Bize verdikleri harçlıklarla istediğimiz şeyleri kendimiz alabiliyorduk. İlk başlarda biraz zor oldu ay sonunu getirmek ama zamanla parayı ne zaman nereye harcayacağımızı öğrendik. Ben de ebeveyn olsaydım aynı şekilde davranırdım. Yani çocuklarıma bir şeyi kısıtlamak yerine onların eline verir ama sonucuna da katlanmasını beklerdim.
Cevap: söze katılmıyorum. çünkü başarının sırrını bilen bir kişi için para o kadar önemli değildir. biz Türk milleti milli mücadeledeki başarımızı paramıza mı yoksa kendimize olan güvenimize mi borçluyuz? Tabi ki güvenimize ve inancımıza.
Cevap: kesinlikle katılmıyorum. şöyle ki; biz gerçekten insan gibi insan olduktan sonra asıl yetkinlik o zaman gerçekleşecektir. İşte o zaman paranın amaç değil araç olduğunu göreceğiz
Cevap: Bu söze katılıyorum. Çünkü elimizde paranın gücü diye bir olgu varsa ilk önce bir miktar paramız olması gerekir ki bu paraya da ancak paranın değerini bilirsek sahip olabiliriz. Eğer değer vermezsek elimize geçen para uçup gider ve olmayan paranın gücünden ve yönetiminden bahsedemeyiz. Eğer bir anne olsaydım bu yetkinliği ona kazandırmak için çocuğuma sorumluluk yüklerim ve aldığı sorumluluğun olumlu yada olumsuz sonuçlarına katlandırırım. Senin seçimindi bu iyi yada kötü sonuçlarına katlan derim. Mesela ona çok para verip onu şımartmam. Çünkü bir şeyin değeri kaybedince anlaşılacağı için. Ona parasızlığı tattırırım ve son olarak paranın bir amaç değil araç olduğunu anlatırım.
Cevap: Paranın değerini bilmek ve onu yönetebilmek etkilidir ama her tür başarının anahtarı olduğunu söyleyemeyiz. Eğer burada başarıyı sadece maddi kazanç olarak düşünürsek doğru tabi, ama bu düşüncemiz ne kadar doğru olur. Çocuğuma öğretmek isteyeceğim temel yetkinliklerin başında bu olmazdı herhalde.
Cevap: Evet. Para günümüz koşullarında var yada yok oluşun temelidir. Para kaliteli eğitim, kaliteli evlilik, kaliteli beslenme, kaliteli barınma, kaliteli cinsellik vs. demektir. Ne pahasına olursa olsun para değil, elde edebildiği parayı en uygun yerde kullanmayı öğretmeye çalışırdım.
Cevap: Bu söze katılıyorum. Para insanoğlunun sahip olduğu bir güç ve imkanlar zinciridir. Ancak şu ayrımı iyi yapmak gerekir. Para insan yaşamını iyileştirmek için sadece bir araçtır. Duygusal bir mekanizma olan insanoğlu için maddeden gelen saadet uzun sürmez. Çocuklarımıza da bu bilinci aşılayabildiğimiz takdirde elbette çocuklarımız kendilerine daha sağlıklı bir yaşam kuracaklardır.
Cevap: evet katılıyorum gerçekten de öyle. Şu zamanda her şey parayla mümkün. Bir anne olsaydım çocuğumun para biriktirmesini ve doğru zamanda doğru yerde harcamasını öğretmeye çalışırdım.
Cevap: evet katılıyorum paranın değerini bilmek demek emeğin değerini bilmek demektir. paranın gücünü yönetmek de çok önemlidir para size hakim olursa insan olma değerlerinizi yitirirsiniz eğer siz parayı iyi yönetirseniz vicdanınızla başbaşa kaldığınızda çok huzurlu ve mutlu bir insan olursunuz bence hayattaki yaşamın anlamı bundan daha güzel olamaz
Cevap: bence para bir şey değildir adamı batırır ve hiç hoşlanmam
Cevap: katılıyorum çünkü para bu hayat için önemli olmasa da birçok şey için çok gerekli bir araç ve zamanımızda paranın araç sadece araç olduğunu bilen pek az insan var! İnsanlar paraya olduğundan fazla ehemniyet verdiklerinde paranın yönetimi altına giriyorlar. Bu nedenle de paranın gerçek değerini bilmek ve onun gücünü yönetebilmek yaşamdaki temel başarılardan biridir. Eğer bir anne olsaydım çocuğuma paranın gereğinden fazla ehemniyeti olmadığını anlatmak için öncelikle doğru harcamasını öğretirdim onu da ne fazla ne de cimri olmayacak şekilde harcamasını sağlayarak paranın kölesi olmaması sağlamaya çalışırdım.
Cevap: Katılmıyorum. Her şey para değildir. Çocuğuma paradan daha değerli sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşmanın, mutluluğun anahtarı olduğunu öğretirim. Ama parasal konular her zaman bizi etkiler. Dikkatimizi başka yöne çeker. Bazen uykumuzu kaçırır. Hayatımızın değerli saatlerini çalar. Para konusunda sorunlarınız varsa, kalbinize bakın. Hayatınızı değiştirecek ve parasal sorunlarınızı çözecek gücü orada bulabilirsiniz. sadece korkmayın. Açık olun ve düşünün. Para hayatımıza girer ve çıkar. Bize kalması gereken, ruhsal zenginliğimizi kaybetmemektir. Parasal sorunlara takılarak, hayatı yaşama isteğimizi ve sevgimizi kaybetmemektir. Para ile bağımsız olmak, yaşamak kolaydır ama asıl imtihan para olmadığında bunu başarmaktır. Hayatımızı ne kadar karmaşıklıktan ve bağımlılıktan kurtarırsak o kadar mutlu ve rahat oluruz. Bunu deneyin. Bağımlı olduğunuz şeyleri gözden geçirin. Acaba bunlara bağımlı olmak size neler kaybettiriyor. Düşündünüz mü ?
Cevap: ben katılıyorum çünkü pek hoş olmasa da para hayatımızı yönetiyor para olmadan ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz karşılayamayınca da mutlu olamıyoruz.parasızlık en büyük sorun bir de çok parası olup da mutsuz olanlar var tabi bu da paralarını kullanmayı bilmediklerinden her şeyin para olduğunu düşündüklerinden diğer şeyleri önemsemediklerinden. Yani hem paramızın olması hem de kullanmayı bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer anne olsaydım çocuğumun parayı kullanmayı öğrenmesi için ona aylık verirdim böylece ne zaman ne kadar harcaması gerektiğini öğrenirdi sanıyorum. Bazen almak istediklerini ertelemeyi öğrenirdi ya da alması gerektiğinde başka şeylerden kısıp onu almayı.
Cevap: temel etkinliklerden birisi ama tümü değil tabi ki. ben bir ebeveyn olsam çocuğuma kendi parasını yönetme imkanı vererek kendi yağında kavrulmayı, elindekinden fazlasını arzuladığında parasını biriktirerek kavuşmayı öğretmeyi hedeflerdim.
Cevap: Bence bir hayat parasız olmuyor; ancak her seferinde de söylediğimiz bir şey var her şey para değil. İşte bu noktada paranın değerini bilmek ve paranın gücünü yönetebilmek bilincinde olmak ortaya çıkıyor. paranız size yetecek kadar olabilir isterseniz onu daha çoğaltabilir ya da daha savurgan kullanıp yok edebilirsiniz. Bu noktada evet ben bu söze katılıyorum. Şu anda bir anne değilim; ama eğer anne olsaydım çocuğuma bir haftalık ona yetebilecek ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para verip ona bu paranın ona ait olduğunu ve istediği gibi kullanabileceğini söylerdim. Ancak bir hafta sürecinde başka para vermeyeceğimi açıklardım. Sanırım canımın içi olacak olan çocuğum bu süreçte elde edeceği deneyimlerle para hakkında bir çok şeyi öğrenirdi. Yalnız şunun garantisini veremiyorum açıkçası bir hafta dolmadan parasını bitirdiğinde onu herhalde parasız bırakamazdım. Ana yüreğim işte, her annede vardır.
Cevap: Babam bana derdi ki: "Sıkılamasını bilecen, atmayan silah olmaz" Ben de O’na "Evet ama silah olmazsa sıkılamak neye yarar derdim".
Cevap: Bu saptamayı yaşam başarısında birinci sırada görmesem de katılıyorum. Çünkü parayı amaç olarak değil de elde etmek istediklerimize kavuşabilmek için araç olarak görmeyi ve kullanmayı bilmek bizi daha mutlu, daha etkin ve sağlıklı kılabiliyor. 19 yaşında bir kızım var, bu konuda tam başarıya ulaşamazsam da parayı doğru kullanmasını sağlamaya çalışıyorum. İstanbul’da okuyor, her ay belli miktar para gönderiyor ve bunun kontrolünü kendisine bırakıyorum. Ay sonuna kadar bu parayla idare etmek zorunda ister hepsinle giysi alsın, ister kitap, ya da çok istediği bir şeyi vb. Kendi yaşamımda da çocukluğumdan bu yana parayı araç olarak kullanmışım ve harcamayı da genel isteğim doğrultusunda yapmışımdır. Örneğin çok istediğim bir şeyi temel ihtiyaçlarımı sıkıntıya sokmadan mutlaka almışım ve bundan da pişmanlık duymamışımdır. Yaşam her şeyiyle öyle güzel ki her anını ayrı değerlendirmek ve eldeki imkanlarla daha iyiye daha güzele gitmek ve bu konuda çocuklarımıza örnek olup onları insani değerlerle zenginleştirerek gelişimlerine katkıda bulunmak gerektiğine inanıyorum.
Cevap: Katılıyorum. Nedeni ise maddi veya manevi her şeyin iyi ya da kötü kullanılabileceği bir dünyada yaşamamız. Anne olsaydım deneyimlerimden ve bu konuda dünyadaki örneklerden bahsederdim. Çünkü önceleri başkalarını örnek alacak ve daha sonra özüne ulaşacaktır.
Cevap: evet paranın değerini bilmek gerekiyor pintilik yapmadan. Çünkü; yaşamak için paraya ihtiyacımız var. Çocuğumu paragöz biri yapmadan ona paranın değerini anlatırdım. Gereksiz harcamalarının ona neleri kaybettirebileceğini gösterirdim, etraftaki yaşanmış başarı hikayelerini anlatır ve yine etraftan örnekler verirdim. Paranın değerini kaybettikten sonra anlamasını önlerdim. ama şu var ne kadar uğraşırsan uğraş bir kişi dikkate almıyorsa başarılı olamıyorsun. Mevlana’nın dediği gibi ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin anladığı kadar anlatırsın.
Cevap: bir anne baba olsaydım ki ona paranın değerini ancak haçlıkları yoluyla öğretebilirdim. Ona harçlıklarını başlangıçta haftalık buna alıştıktan sonra aylık verirdim, tabii harçlığı bitince asla ekstra para vermezdim. Böylece çocuk parasının değerini bilip aynı zamanda parasını kullanmayı öğrenecektir.
Cevap: bu sözden para tarafından yönetilmek değil parayı yönetmenin erdem olduğunu anlıyorum. Eğer bir anne olsaydım çocuğumun maddi ihtiyaçlarını karşılardım ama daha çok sevginin yüceliğini aşılamaya çalışırdım.

kaynak : Prof.Doğan CÜCELOĞLU


Eklenen 3.821 / okunma 6.161.576